Kaynak: Bursa Time (3.8.2008)
İlhan Özer / Sanatçı-Galeri Yöneticisi
“Yeni Bursa’nın öğeleri neler olacak. Alışveriş
merkezleri mi, Fatih Sultan Mehmet Bulvarı mı, siteler mi, Bademli mi, metro
mu, yeni kent meydanı mı, lahmacun ya da cağ kebabı mı, Fomara meydanı mı?
Bir kenti yeniden kurmak
Kentler büyür ve gelişir. Kentlerin
gerçeğidir, bu. Genelde ortaktır, nedenleri. Kimi kentin kendine özgü
nedenlerinden kaynaklanan değişim ve gelişimlerin olduğu bilinir.
Bazı kentler vardır, değişim ve gelişimleri onun
kimliğinin yitirmesine neden olmaz. Aksine, katkıda bulunur. Bazılarını ise
farklılaştırır. Yeni Bursa,
işte böyle bir şey. Bizans’ın kaplıca kasabası, küçük ve sevimli görünümünü
Osmanlı döneminde de sürdürdü. Cumhuriyet döneminde ise özellikle 60’lı
yıllardan itibaren (ön görülen saptamalar böyle) sanayileşme süreciyle
beraber farklılaşma gösterdi. Nedense de hep bizim gibi kentlerde olur böyle
farklılaşma. Bursa sanayi ile birlikte eğitim, turizm, eğlence, tarım, gıda
gibi sektörleri de bünyesine kattı. Tüm bunlar nasıl oldu, niçin oldu, neden
oldu, ne zaman oldu gibi soruların yanıtları defalarca dile getirildi,
yazıldı, çizildi, tartışıldı, değerlendirildi.
Tehlikeli Sözcük: Kentsel Dönüşüm
Dilimize dolaştı durdu, kentsel dönüşüm. Sözcüğün tam
anlamının karşılığını düşünürsek başlangıcı yıllar öncesine dayanır. Zaman
içinde bilimsel ve düşünsel gelişimin üretime ve sosyal/kültürel yaşama
yansımasıyla kentsel dönüşüm
mimari ve kentsel planlamada hissedilir. Yani mimarlık ve şehircilik günün
gereksinmelerine, üretim ve kültürel gelişime göre biçimlenir ve kendini
gösterir. Ve de bu kendiliğinden olur. Ancak, içinde bulunduğumuz günlerde
kullanılan ve herkesin ağzına doladığı sözcük için bugün yapılanlara
bakıldığında kullanımı oldukça tehlikeli. Adı kent olan yerleşim olgusu
sadece yapılı bir çevre değil, aynı zamanda sosyal olarak inşa edilmiş
mekansal bir ölçek olarak değerlendirildiğinde bu oluşuma yapılacak her
türlü müdahale aynı zamanda kendi içinde bütünlüğü olan sosyal bir yapıya
müdahale anlamına gelir. Bugün projelendirilerek yapılan yeni kentsel
dönüşüm planlamaları için farklı bir sözcüğün bulunması yerinde olur.
Dayanağı olan Yıpranan Kent Dokularının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılması
Hakkındaki Kanun Tasarısı’nda dahi bu sözcük geçmiyor.
Neo liberal ekonomi son 80’li yıllardan itibaren kentsel
mekanlara da el attı ve buralarda radikal dönüşümler yarattı. Bu dönüşümler
doğru değerlendirilmelidir.
Tekrar etmekte her
zaman için yarar var: Sosyo-mekansal yapının
oluşumu ve var
olmasının ardında yatan gerçek ile
kentsel dönüşüm projelerinin arkasında yatan
beklentiler arasındaki tutarlılık ve çelişkiler ortaya
iyi konulmalıdır.
Kırsalda Yaşamak
80’li yıllar kent yaşamında yeni
yükselen değerler oluşturdu. Birdenbire büyüyen ve kalabalıklaşan kentlerde
yaşamak eskisi kadar kolay olmuyordu. Büyüme rant sağlarken bir yandan da
hiç alışkın olunmayan ürpertici görünümlere neden oldu. Güvenlik, sağlık,
ulaşım vs. gibi alanlarda artan sorunlar kente ürpertici bir hava veriyordu.
Sorun, yeni yerleşim yerleri oluşturmakla halledilmeye çalışıldı. Ki zaten,
çoğu kentli için günün birinde örneğin emekli olunduğunda kent dışında
bahçeli bir evde yaşam sürme özlemi vardı. Kırsaldaki yeni yerleşim modeli
bu sorunu erken çözebilmişti, bir ölçüde de olsa. Villa kentler,
kentlerimizi ve sonraları büyük ilçelerin etrafını kuşattı. Villa geleneği
olmamasına rağmen yaşam alanı olarak tercih edilmesini iyi ya da kötü birçok
nedene bağlayabilirsiniz. Sonuç olarak, eskinin kentlisi yaşadığı kentin
içini boşaltarak hayatını yeni yaşam alanında sürdürmeye başladı. Konut,
işyeri, alışveriş merkezi üçgeni yeni Bursa’nın yeni trendi oldu. Peki,
kentin içi boş mu kalacaktı? Tabii ki hayır. Kentin içi dolduruluverdi.
Kent Merkezinin Yeni Sahipleri
Gelişigüzel ve zorunluluklardan dolayı kurulan Bursa’nın çevresinde yer
alan mahallelerin yaşayanları için kentin içi cazibe merkezidir. Sosyal ve
kültürel gereksinmelerinin yeridir. Orada bulunmak, dolaşmak ve hatta orada
bir şeylere sahiplenebilmek kentli olabilme kanısı yaratır.
Bugün çevre merkezin hakimidir.
Kentin yeni sahipleri de onlardır. Kenti yaşatanlar da. Geleceği de onu
sahiplenenlerin istekleri ve gereksinmeleri doğrultusunda biçimlenecektir. O
da oldu. Bunu da somut olarak yine mimari görebiliriz. Merkezin dinlence,
alışveriş, iş alanları yeni sahiplerinin tüketim özelliklerine ve
isteklerine göre biçimlendi ve çeşitlendi. Bugün ister çevresinde, ister
kırsalında, isterse de merkezinde yaşansın, tüm yaşanılanlar kentin bugünkü
üretim elemanlarının yarattığı bir sonuçtur. Her gün kentine ve ülkesine
katma değer sağlayan bir Bursa yaşayanı hangi kesimden olursa olsun kendi
beğenileri, sosyal ve kültürel konumu doğrultusunda arzularının yerine
getirilmesi talebinin karşılanmasını isteyecektir. Bu istekleri de mutlaka
yerine gelecektir.
Paketlenmiş Yeni Yaşam Alanları
Kırsalda yaşamak zordur. Hele bir de koskoca bir
evde tek başına isen. Mahalle geleneği bir kez daha kendini hissettirdi ve
yeni toplu yaşam alanları hayata geçirildi. Ülke genelindeki bu görünüm
kentimizde de pıtrak gibi çoğaldı. Güvenliği sağlanmış çok katlı binalarda
büyüklü küçüklü çok seçenekli konutlar, yemyeşil parkı, yüzme havuzları,
spor salonları ya da alanları, dinlence yerleri ve alıveriş merkezleri bir
paket içinde insanlara sunuluyor. Bu pakete sahip olanlar mutlu, huzurlu
görünüyorlar yeni yaşam alanlarında. Yer önemli değil. Kent içi kent dışı
fark etmeden istenilen yere kondurabilmek mümkün.
Tüm bunlar birer tercih meselesi. Her oluşuma, her
değişime, gelişimin yarattığı her boyuta kucağını açan bir kent için olağan
bir durum.
Burjuvasız Kent
İngilizlere göre bir kişinin kentli
olabilmesi için ailesinin en az yüz elli yıldır aynı evde oturuyor olması
gerekmekte. Kentlerin kentlisi böyle olunuyor. Göçebe yaşam biçimine oldukça
ters bir durum. Bir de kent soylular vardır. Burjuvalar. Batı normlarına
göre de soylusu olmayan kent yoktur. Burjuva ya da kent soyluluk, yerleşik
düzenin en önemli oluşumu olan kentlerin yarattığı bir olgudur. Kentimizin
de varlıklı/varlıksız geçmişi yüzyılları aşan aileleri var. Bugün de
kentimizle özdeşleşen bu ailelerin kentimizin burjuva sınıfını
oluşturmaktadır diyebilmek kesinlikle mümkün değil. Toprağa olan
bağlılıkları bugün de sürmekte. Varlıklılık ve o kentin yerlisi olmakla
karıştırılmaması gerekir, kent soyluluğunun. Her varlıklı ne yazık ki kent
soylu olamıyor. Bu, bu kentin önemli bir eksikliğidir. Çarpık kentleşmenin
nedenlerini sorgularken yapılan batı kentleri ile kıyaslamalarda bu gerçek
göz ardı edilir.
Bursa’yı anlat(ama)mak
Çeşitli yayınlarda, yazılı ve görsel medyada
sıkça rastlarız, Bursa ile ilgili tarihsel, kültürel, sosyal vs. konulara.
Konu edilen başlıklar hep aynıdır. Havlusu, hamamı, döneri, kestanesi…
Diğerlerini söylemeye gerek yok. Kentin simgesi olmuştur, bunlar. Geçmişi
yüzyıllar öncesine dayanan öğelerdir. Yani eski Bursa’nın. Yeni Bursa’nın
yeni öğeleri ne zaman simge olacak. Aslında önce şunu sorgulamak gerekir:
Yeni Bursa’nın öğeleri neler olacak. Alışveriş merkezleri mi, Fatih sultan
Mehmet Bulvarı mı, siteler mi, Bademli mi, metro mu, yeni kent meydanı mı,
lahmacun ya da cağ kebabı mı, Fomara meydanı mı? Ne?
Eski Bursa Fotoğrafları ya da Kült
Görünümler
İnatla, eski Bursa fotoğrafları
asılır. Valiliğin yeni binasından, Gaziantep kebapçısının duvarına kadar.
Kült olmuş fotoğraflardır bunlar. Ne acıdır ki, yaratılan yeni Bursa’nın
silueti yer almaz duvarlarda. Bir kent yaratıyorsunuz ya da bir kentti
değiştiriyorsunuz, sonra da bu yeni görünümü izleme gereksinmesi, arzusu
duymuyorsunuz. Nedeni aslında basit. Yaratılanda hiçbir özgünlük yok. Hemen
hemen tüm kentlerimiz için bu gerçek geçerli. Ülkemizde yaşanan ya da
yaşatılan aynılaştırma sonucu bunlar. Yeni kent görünümleri ülkemizin her
yerinde aynı. Görmüşünüzdür.
Yeni Bursa’da gizlenen zaman
Zaman,
yeni Bursa’da gizlenir. Zor fark edersiniz Ulucami ve Yeşil Türbeyi.
Yıldızkahve’den bakıldığında Muradiye Külliyelerini seçebilmek kolay değil
artık. Yeni Bursa, zamanın izlerini de hapsetti içine. Görünmez kıldı. Yeni
Bursa zamanı ya utancından gizliyor, ya da saygısızlığından.
Yeni Bursa gerçeği kabullenilmeli
Yeni Bursa, bir gerçek. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Eski Bursa’nın
kendine özgü normlarını, yaşam ve üretim biçimini aramanın hiçbir anlamı
yok. Bir müze bu işlevi yerine getirebiliyor. Günümüz yaşam biçimi ve
küreselleşen ekonomi buna uygun değil. Önemli olan bugün bu kenti doğru
değerlendirebilmek. Geçmişin izlerini çağdaş bir anlayışla yorumlayıp
günümüze uygun konuma getirebilmek. Kent soylular yaratabilmek olmalı
sorunumuz. Sorunumuz yeni kent dokularında nirengi noktası olabilecek
noktalar, küçük köşeler yaratabilmek olmalı.
Bugünü değerlendirebilecek ve
kendisini bilgi ile donatabilmiş; kişi, kurum ve kuruluşlara sahip olabilmek
Yeni Bursa’nın en büyük dileği olmalı. Zira, eski Bursa da bunlardan
yoksundu.