Röportaj: Funda ÖZAY
‘Kara kaşlı, kara gözlü ilk aşkım’ olarak nitelendirdiği Line TV’de
televizyonculuğa başlayan Serpil Arslantürk, Olay TV’de yayınlanan
‘Yaşadıkça’ programıyla sabahların vazgeçilmezi oluyor.
‘Yaşamın Kıyısında’, ‘Başka Hayatlar’ ve ‘Kentte Bir Akşam’ programlarıyla
ilgi çeken Arslantürk kültür, sanat, magazin ve sağlık konularının işlendiği
aktüalite programı ‘Yaşadıkça’ ile her sabah Bursalıların evine konuk
oluyor.
Kısa sürede Olay TV’nin beğenilen ve sevilen simalarından biri olan
Arslantürk, “Oynatmadan, ağlatmadan seyirciye ulaşabileceğimi biliyorum.
Benim programlarımda isimler ön plandadır. Programlarımın hiçbirinde Serpil
Arslantürk ismi geçmez. Serpil Arslantürk’le Başka Hayatlar yoktur, Serpil
Arslantürk’le Yaşamın Kıyısında yoktur. Çünkü benim öncelikle programlarım
marka olsun. Ben sonuçta onu destekleyen, pompalayan biriyim. Benzin benim
zaten, ama araç görünüyor” diye konuştu. Hayat pastasındaki en önemli payın
oğlu Arslantürk Çiftçi olduğunu ifade eden Arslantürk, insana değer
verdiğini belirterek harcamamak üzere insan biriktirdiğini söyledi.
Lafı daha da uzatmadan keyifle okuyacağınız röportajımızla sizi baş başa
bırakıyoruz.
Funda Özay: Serpil Arslantürk’ü tanıyabilir miyiz?
Serpil Arslantürk: 1964 Bursa doğumluyum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi
Halkla İlişkiler mezunuyum. Yaklaşık 7 yıldır Olay TV’de program yapımcısı
ve sunucu olarak görev yapmaktayım.

F.Ö: Televizyonculuk hayatınız nasıl
başladı?
S.A: Yayıncılık hayatına Line TV’de başladım. O dönemde halkla ilişkiler
bölümündeydim. Halkla ilişkiler sorumlusu olarak başladım. Hemen ardından da
program sundum.
F.Ö: Uzun zaman radyoculuk yaptığınızı biliyoruz biraz anlatabilir misiniz?
S.A: Bursa’da 5 yıl süreyle aralıksız radyoda çalıştım. Onun dışında
Bursa’da çeşitli radyolarda çalıştım. Radyoculuğu çok seviyorum, halen
burada da devam ediyor. Sancak FM’de haftanın 6 günü yayınlanan programım
var. Türkü programı, türküler üzerine konuşuyoruz. Yani devam.
F.Ö: Line TV’de de uzun bir çalışma dönemi geçirdiniz. Hatta “Line TV için
benim karakaşlı, kara gözlü, yağız delikanlı ilk aşkımdır” demişsiniz bir
röportajınızda…
S.A: Evet öyle diyorum, çünkü orası benim için çok önemli. Orada başladım
ben televizyonculuğa. Birçok şey orada başladı. Gerçek anlamda ayakları yere
basan programlarım orada oldu. O yüzden ben hep öyle görüyorum Line TV’yi.
Hala da gözümdeki değeri öyledir.
F.Ö: Bugüne kadar kendi medyanız dışında röportaj verdiniz mi?
S.A: Tabi ki çok röportajlar verdik. Derneklere, sivil toplum kuruluşlarının
basılı gazetelerine, yerel dergilere, Karadeniz’in televizyon kanalı Çay
TV’ye, birçok gazetelere röportaj verdim.
F.Ö: Serpil Hanım, Başka Hayatlar ve Kentte Bir Akşam programlarını da
yaptınız daha önce. Ve sizin programlarınızın en önemli özelliği herkesin az
çok tanıdı ama hakkında bilgi sahibi olmadığımız insanları ekranlara
taşımanız.
S.A: Aynen öyle. Ünlülerle program yapmayı sevmiyorum. Ama ben insanları
daha az tanıdığı kişileri ekrana taşımayı daha çok seviyorum.
F.Ö: Aslında biz de böyle yapıyoruz. Serpil Arslantürk’ü herkes tanıyor ama
aslında hiç kimse de tanımıyor… Anlatmak lazım değil mi?
S.A: Evet. Benim programlarımda isimler ön plandadır zaten. Benim
programlarımın hiçbirinde Serpil Arslantürk ismi geçmez. Serpil
Arslantürk’le Başka Hayatlar yoktur, Serpil Arslantürk’le Yaşamın Kıyısında
yoktur. Çünkü benim öncelikle programlarım marka olsun. Ben sonuçta onu
destekleyen, pompalayan biriyim. Benzin benim zaten, ama araç görünüyor.
F.Ö: Biz sizi ne zaman görsek yüzünüzde güller açıyor. Ama sanki iç
dünyanızda fırtınalar da kopuyor gibi. Çünkü biz Serpil Aslantürk’ü her
türlü sosyal projenin içerisinde görüyoruz. Yanılıyor muyuz acaba?
S.A: İçimde fırtınalar yaşıyorum, kavgalarım var, sevdalarım var. İnsanlara
güler yüzlü bakıyorum, evde çocuğuma güler yüz gösteriyorum. Güler yüz
gösterirken kavga ediyorum. Yani ben kavga ederken de tebessüm etmeyi
başarıyorum. Ancak bıçak kemiğe dayanırsa yüzüm çirkinleşiyor ve
sertleşiyor. Ama onun dışında güler yüzlüyüm.
F.Ö: Yaşamın Kıyısında adlı bir program da yapmıştınız ve o programda
Bursa’nın kayıp insanlarını bulup ortaya çıkardınız. Aklınızda kalan bir anı
var mı o günlere dair? Sizi çok etkileyen bir şey oldu mu mesela?
S.A: O program benim okulum oldu. Ben o program sayesinde çok şey öğrendim.
Kan görmeye dayanamayan ben o programda damadını öldüren bir tane kayınpeder
gördüm, elinde keser vardı ve o keserdeki kanları gördüm, beyni dağılmış
insanlar, darp edilen travestiler… O yüzden çok etkiledi. O dönem çok
rahatsızlık veriyordu. Çevreme, buradaki arkadaşlarıma da çok sıkıntı
veriyordum. Ama etkilenmemek mümkün değil. Ne kadar işimin profesyoneli de
olsam öyle bir ortamda bulunmak herkesi etkiliyor. Üsteli çekimler gece
oluyordu. Hayatımın en kötü bir yılıydı diyebilirim. Bir daha da öyle
program yapmak istemiyorum. Ama tecrübeleri ve katkıları da oldu. Yaşamın
içinde böyle acıların olduğunu da gördüm.
F.Ö: Serpil Aslantürk harcamamak üzere insan biriktiriyor. Bugüne kadar
harcadığınız bir insan olmadı mı hiç?
S.A: Birkaç tane oldu. Ama onlar harcanmayı hak ettikleri için harcadım.
F.Ö: Olmazsa olmazlarınız var mıdır? Kırmızıçizgileri falan vardır
insanların sizin de var mı?
S.A: Kırmızı çizgilerim yok. Büyük bir halkam var. Olmazsa olmazlarım var
tabi. İnandığım şeylerin arkasından yürümeyi seviyorum ve kimse beni
caydıramaz. Ben karar vermişsem bitmiştir. Onu mutlaka yaparım.
F.Ö: Programlarınızda yaşadığınız aksilikler oluyor mu hiç. Varsa olumlu
veya olumsuz bir anınız var mı? Bizimle paylaşmakta bir mahsur yoksa eğer…
S.A: Programlarda aksilik oluyor. Haftanın beş günü canlı yayın ve bu canlı
yayınlarda gelen konuk heyecanlıysa onu sakinleştirebilmek, terapi yapmak
bunlar bizim hep işimizin bir parçası. Tabi böyle anlarda ekiple çalışmanın
bir avantajı var. Ekip birbirini artık çok iyi tanıdığı için tamamlıyor. Ben
biliyorum ki bir sıkıntı varsa ekran gerisinde onu bana rejiden
yönlendirmeseler de bir şekilde çözeceklerini biliyorum. Onun haricinde
gelmeyen konuklar, son anda gelen konuklar, konuşmayanlar, susmayanlar. Bir
sürü şey var. Her gün bir anı.
F.Ö: Kimisi çok heyecanlı, kimisi de çok suskun dediniz. Bunların artısı,
eksisi nedir?
S.A: Heyecanlı olan da kötü, heyecansız olan da. Bir bakıyorsunuz beden dili
sinyallerinden ne demek istediğini anlamıyorsunuz. Bu tür konukları
sevmediğimi söyleyebilirim rahatlıkla. En sevdiğim konuk sorduğuma sorduğum
kadar cevap veren. Ne fazla ne eksik... Benim en sevdiğim konuk sorduğum
soruya doğru cevap veren ve uzatmayan.
F.Ö: Sosyal duyarlılığa sahip programlara ağırlık veriyorsunuz genelde.
Bunun alt yapısında nasıl bir zihin dünyası var.
S.A: Ben oluyorum orada. Oynatmadan, ağlatmadan seyirci yakalayabileceğimizi
hissediyorum. Üstelik yerelde bunu yapabileceğimi çok iyi biliyorum.
Ulusalda sunucunun oynaması gerekiyor, ağlatması gerekiyor ki reyting
yakalayabilsinler. Bursa’da böyle bir durum yok çok şükür. Bunun için ben
programıma mutlaka işin uzmanını davet etmeye çalışırım. Yani ben ne
yaparsam yapayım mutlaka uzmanı olması konusunda hassas davranmaya
çalışırım. Bu konuyla ilgili yönetim de destek veriyor. Haddini aşacak
konuklara müsaade etmem. Ama bir keresinde bir enerji uzmanı bir hanım
gelmişti. Pankreasla tiroit bezlerini iyi edeceğini söyledi. Sonra bir hekim
bağlandı. Ben ilk defa programda bir konuğu kovdum. Çünkü haddini aşmıştı.
Tahammül edemediğim tek şey insanların haddini aşması.
F.Ö: Sizin programcılığın yanı sıra tiyatroculuğunuz da var. Diksiyon
eğitimleri de veriyorsunuz bildiğimiz kadar…
S.A: Diksiyon eğitimlerini bu yıl tamamlıyorum. Üç hafta sonra bitireceğim.
Yıldırım şehir tiyatrolarında oynadım, ama 3 yıldır oyunculuk yapmıyorum. 4.
yılına girecek önümüzdeki yıl. Üzülüyorum ama maalesef böyle…
F.Ö: Yoğun iş temposu mu engel?
S.A: Biz Genel Sanat Yönetmeni Akif Oktay’la yola başlamıştık. O ayrılınca
ekip dağıldı. Şimdi aynı ekip ruhuyla bir yerlere varabilsek çok daha iyi
olacak. Tabi Nilüfer Belediyesi’nden bu anlamda bir şeyler yapabiliriz geldi
ama buradaki insanlarla ne kadar yürüyüp yürüyemeyeceğimi bilmiyorum. Ben
şunu seviyorum. Yürüyeceğim yolun kiminle ne kadar olacağı önemli. Devlet
tiyatrosunda zaten bu işi yapamazsınız. Yaptığınızda eğitimim yok o konuyla
ilgili. Bunun için konservatuar mezunu olmak lazım. Ya da sözleşmeyi almak
gerekiyor. Ama bu seferde alaylıyla alaycı arasındaki dengede mahvederler
seni. Arkadaşlarımız olmasına rağmen düşünmüyorum devlet tiyatrosunda.
F.Ö: Belki de bu röportajın en önemli yerine geldik. Evet geldik şimdi
oğlunuza… Sanırım hayat pastanızdaki en önemli payı ona ayırıyorsunuz. Biz
öyle duyduk… Hadi oğlunuzu anlatın biraz da bize…
S.A: Ah ah…Benim tek çocuğum var. Şuan 20 yaşında, Trakya Üniversitesi
Grafik Tasarımdan mezun olacak bu sene. Önümüzdeki yıl dikey geçiş hakkı
kazandı. Sınava girecek, başarabilirse yükseltecek, başaramazsa iyi bir
grafiker olarak başlayacak. Ben gerçekten iyi bir insan olmasını istiyorum.
İnsan ayrımı yapmadan herkesi olduğu gibi kabullenen bir çocuğum olsun
istiyorum. Çünkü ben en büyük sıkıntıyı bu gibi şeylerden görüyorum. Birisi
kendisini ayırırsa bir başkaları da onu ayıracaktır. Bunu bilmesini
istiyorum. Önce kendine sonra topluma faydalı bir birey olsun. Herkese hak
ettiği değeri verebilecek bir yürek olsun. Bunu da öğretmeye çalıştım. Bütün
anneler gibi onu en iyi yerde görmek istiyorum. Benim hayatımın en önemli
merkezinde o var şuan. O olmazsa beş dakika bile yaşayabileceğimi
düşünemiyorum. İnsanın uğrunda ölebileceği tek varlık evladı. Anne, baba,
kardeşler de çok önemli ama uğruna ölebileceğim tek varlık evladım.
F.Ö: Sizin görüntünüzde de bir anaç izlenimi var. Ekranlarda da bu görüntüyü
seyirciye yansıtıyorsunuz.
S.A: Oğlum şikayetçi ama benden, sevmiyor.
F.Ö: Ekranlara genelde güler yüzlü çıkıyorsunuz. Muhtemelen ekranların
dışında yani özel hayatınızda bir takım sorunlar yaşıyorsunuzdur. Çizdiğiniz
mutlu kadın portresi ne kadar gerçek ve bunu dengelemeyi nasıl
başarıyorsunuz?
S.A: Ben olduğum gibiyim. Ekranda da unutuyorum ben olduğumu. Unutmamam da
lazım. Ben neysem öyleyim. Gördüğün gibiyim. Sokaklarda görenlerde onu
söylüyorlar. İşten çıktım buradan bir arkadaşımla gidiyoruz çok yaşlı bir
kadın “aaaaa” dedi. Düştü herhalde diye düşündük. Durduk. Kadın ayağa
kalktı, sarıldı bana elimi sıkı sıkı tutuyor. Sonradan fark ettim. Öyle bir
yere koymuş ki beni ve ben burayı hak etmediğimi de düşünürüm zaman zaman
ama ben onun için o bir buçukluk saatte enerjiyim. “Ne güzel konuşuyorsun,
ne güzel şeylerden söz ediyorsun çok isterdim görmeyi ama kısmet bugüneymiş”
dedi. İşte böyle bir şey yaşıyorsun. Bursa’yı sevmemin sebeplerinden bir
tanesi de budur yani. İnsanlar samimiler.
F.Ö: Siz de pozitifsiniz…
S.A: Olmaya çalışıyorum. Etrafımdaki negatif ve kirli yüzlü insanları yok
sayarak olmaya çalışıyorum. Hatta iki yüzlü değil çok yüzlü insanlar bunlar.
F.Ö: Önümüzdeki yıllar için projeleriniz var mı? Ulusal kanallarda program
yapmak ister misiniz ve ya bunun için beklediğiniz bir zaman var mı?
S.A: Ulusal kanallarda program yapmak isterim. Ama ulusal kanallarda şuan
yapılan programları yapmak istemem. Oynatıp da ağlatmam bekleniyorsa bunu
yapmam. Yine bu şekilde devam etmek isterim. Gelecekle ilgili var tabi
planlarım projelerim. Ekranda da var ekran dışında da belki programlar
olabilir.
F.Ö: Ulusal kanallardaki kadın programlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
S.A: Çok sağlıklı bulmuyorum açıkçası. Biz mankenin askı durumunda olması
gibiyiz program sunucusu olarak. Ortada duracaksın dengeyi sağlayacaksın.
Yeteri kadar konuşma süresi tanıyacaksın konuğuna. Ben yıllardır da bunu
yaptığımı düşünüyorum.
F.Ö: Siz cıvıl cıvıl, kıpır kıpır bir insansınız. Kıyafet tarzınız da öyle.
Yayına çıkmadan önce kıyafet seçimlerinizi de siz mi yapıyorsunuz?
S.A: Ben kilolu olduğum için aslında kötü giyinen bir program sunucusuyum.
F.Ö: Biz öyle görmediğimiz için bu soruyu sorduk
S.A: Yok yok öyleyim. Ama ben ekranda görsellikle ön plana çıkanlara göre
çok gerideyim. Ben zaten bunu istemediğimi biliyorum. İstemediğimi bildiğim
içinde çok iyi giyindiğimi söyleyemem.
F.Ö: Rahat bir giyim tarzınız var. Ama biraz da ‘kokoşluğun’ esintisi hakim
kıyafetlerinizde. Bu esintiyi spor kıyafetlerle birleştirerek farklı bir
tarz elde ettiğinizi gördük.
S.A: Çok güzel. Böyle düşündüğüne çok sevindim. İlk defa yaptığım
röportajlarda kıyafetimle ilgili soru geldi. Çok da güzel söyledin. Teşekkür
ederim. Böyle de görünüyorsam ne mutlu bana.
F.Ö: Yıllardır canlı yayınlanan programlar sunuyorsunuz. Yoruldunuz mu
bırakmayı düşünüyor musunuz?
S.A: Yavaşlamayı düşünüyorum aslında ama yavaşlama konusunda da yönetimin
izin vermesi lazım. Haftanın beş günü ekranda olmak ve hep aynı programları
sunmak. Üstelik yerelde bunu yapmak son derece yavanlaştırdı. Gelen
konuklarla akraba oldunuz. Ailelerini tanıyorsunuz, sokaktaki insanı
biliyorsunuz sanki biraz nadasa çekilse iyi olacak diye düşünüyorum ama çok
da seviyorum yaptığım işi. Hayatımdan televizyonu çekip alın ben aç kalmam,
mutlaka ve mutlaka para kazanırım ama mutsuz olurum. Bir de alçakgönüllü
olmayacağım Bursa’da bu işi benden daha iyi yapabilecek birisi olmadığına
göre devam.
F.Ö: Medya camiasında, duruşuyla, aile yaşantısıyla beğendiğiniz ve ya
kardeşim diyebildiğiniz biri var mı?
S.A: Hepsi benim kardeşim, hepsini çok seviyorum. Herkes de beni sever diye
düşünüyorum. Eskiden medya dünyasında ayrı kanallarda çalışanlar
birbirlerini çok fazla tanımazlar veya bilmezlerdi. Ama ben sizin gözünüzden
bana olan sevgiyi hissediyorum. Herkes kardeş gibi. Mesela facebook
hesabımda ilişki durumumu değiştirdim, yazarlardan bir sürü yorum geldi
hayırlı olsun, yüreğine yakışsın falan diye.
F.Ö: Bursa’da yaşayan biri olarak Bursa’nın yaşadığı en önemli problem
nedir?
S.A: Göç alması ve göç alan bir şehirde insanların birbirine karşı bakışının
çok sıkıntılı olması. Yine gelir dağılımının tüm Türkiye’de olduğu gibi
Bursa’da da adaletli olması sıkıntı.
F.Ö: Beğendiğiniz ve ya beğenmediğiniz huyunuz var mı?
S.A: Beğendiğim huyum yok. Hani böyle tevazu göstereyim diye değil. Mesela
çok konuşmamı beğenmiyorum. Paramı buradan kazanıyorum ama bazen çok
konuşuyorum. Çok konuşuyor olmak sıkıntıda getirebiliyor. Ama bazen de iyi
ki konuşuyorum diyorum en azından olduğum gibi görünüyorum, konuşmayan
insanların ne olduğunu birazcık daha göremiyorsunuz. Hakim olamadığım bir
gırtlağım var. Dondurma mevsimi açıldı şimdi. Yine yiyeceğim yine kilo
alacağım bu huyumdan nefret ediyorum. Bu konuda kendimi terbiye edemedim.
F.Ö: En çok kiminle vakit geçirmeyi seviyorsunuz?
S.A: İnsanlarla insan olsun yeter. Belki tuhaf gelecek ama cezaevine götürün
koyun beni oradaki insanlarla da mutlu olurum. Oradan dağın başına
çobanların yanına gideyim onlarla da konuşur mutlu olurum. Yani insanın
olduğu yerde ben hiç mutsuzluk duymuyorum. Yani insan olsun yeter ki
yanımda.
F.Ö: Oğlunuzun ismi soyadı ile aynı, yani Arslantürk. Bunun bir anlamı var
mı?
S.A: Benim soyadım değil. Benim soyadım, kızlık soyadım. Onun babasından 12
yıl önce boşandığım için oğlumun adı benim soyadım onun soyadı çiftçi. Biz
üç kız kardeştik. Erkek çocuğumuz yoktu. Nevzat o dönemde jest olsun babama
diye Arslantürk adını verdi. Arslantürk Çiftçi, aynı değil soyadımız.
F.Ö: Biraz sorularımızın yönünü değiştirecek olursak, siyasete atılmayı
düşünür müsünüz? Biz siyasetçi Serpil Arslantürk başarılı olur diyoruz…
S.A: Hayır. Siyaset çok kirlendi ve çok karışık. Bir dönem acaba mı diye
düşündüm ama şuan görüyorum ki gazeteci olmak çok daha güzel. Her gruba eşit
mesafede olmak çok daha güzel. Düşünsenize o zaman bir grubun temsilcisi
olacaksınız ve eşit mesafede olacaksınız. O yüzden düşünmüyorum. Bu anlamda
destekleyeceğini ifade eden çok sayıda sivil toplum kuruluşu oldu. Birçok
teklif geldi.
F.Ö: Hangi görev için teklif geldi mesela?
S.A: Valla milletvekilliğinde birinci sıraya yazarsanız olur demiştim
partinin birisine. Oda olur mu öyle şey mümkün değil demişlerdi. Bende benim
görüntümden faydalanacaksınız, kişiliğimden faydalanacaksınız ardından da
son sıralara yazacaksınız seçilemeyeceğim, mimli kalacağım demiştim. Böyle
bir manevrayla onlara nazikçe hayır dedim. Şimdi hangi partinin kapısından
içeri girersen gir seni aynı sıcaklıkla karşılıyorlar ama öyle olunca öyle
olmaz. Niye daha fazlası varken azıyla yetineyim ki? Kadınların siyaset
yapmasını destekliyorum ama bu ben olmamalıyım. Hem niye vekilliğe olur
diyeyim ki. Aslı benim onlar vekil.
F.Ö: Umarız beğenerek ve sıkılmadan cevap verdiğiniz bir röportaj olmuştur.
S.A: Valla sizin için öyle olmadıysa benim içinde öyle olmuştur. Keyifli bir
röportajdı, çok memnun oldum.
Kaynak:
www.gastebursa.com -
4.11.2010