ULUCAMİ

 

 

 


Sultan Yıldırım Bayezit tarafından 1400 yılında yaptırılmıştır.  On iki ayak üzerine yirmi kubbe ile üzeri örtülen Ulu Cami,  şehrin merkezinde yer alan önemli tarihi yapı ve ibadet merkezidir. Caminin minberi, ağaç işlemeciliğinin en güzel örneklerinden birini oluşturur.

Üzerindeki geometrik şekillerin güneş sistemini tasvir ettiği tahmin edilmektedir. Caminin duvarları ve sütunları Kur’an ayetlerinin farklı üsluptaki hat yazılarıyla bezenmiştir.Ahşap kapılar cevizden yapılmış olup, üzerinde oyma geometrik motifler bulunur.Bursa Ulu Cami; Mekke, Medine, Kudüs ve Şam’dan sonra İslam dininde beşinci makam

 olarak bilinmektedir. Minberin yanında güney tarafında Mekke’den getirilen

Kâbe’nin orijinal örtüsü asılıdır. Mihrabın sağında ise Mevlana’nın gönderdiği hat eseri bulunmaktadır.





ULUCAMİ'NİN MİNBERİ
Tarihi minber gizemlerle dolu...
Bursa'nın tarihi sembollerinden olan (hicri 804)1402 yapılan Ulucami'deki tarihi minber gizemle dolu. Minberin doğu yakası (Mihraba bakan yüz) Güneş sistemi,batı yakası ise Galaksi Sistemleri ayrı ayrı tasvir edilmek suretiyle kainat kül halinde sembolize edildiği ortaya çıktı. Araştırmacı Feyzi Ülgü (Al-Sancak) söz konusu minberle ilgili olarak yapılan araştırmaları sonucunda ilginç bulgulara ulaştı.

ULU CAMİ Mimberi tamamen kainatı sembolize edecek şekilde tasarlanmış.

Bursa'nın tarihi sembollerinden olan (hicri 804)1402 yapılan Ulucami'deki tarihi minber gizemle dolu..
Minberin doğu yakası (Mihraba bakan yüz) Güneş sistemi,batı yakası ise Galaksi Sistemleri ayrı ayrı tasvir edilmek suretiyle kainat kül halinde sembolize edildiği ortaya çıktı. Araştırmacı Feyzi Ülgü (Al-Sancak) söz konusu minberle ilgili olarak yapılan araştırmaları sonucunda ilginç bulgulara ulaştı.

1980 yılından bu yana minber üzerinde yaptığı çalışmalarda tarihin derinliklerinde kalan bir çok gerçeklere ulaştığını belirten Feyzi Ülgü "Duvar tavan ve dolap süslemelerinde eski eserlerle ilgili bir postüla kavramı ışığında "Alan süsleme motiflerinde simetri yok ise mutlaka bir mesaj vardır" kavramından yola çıktı.Minber üzerinde yer alan kabartma motifler de simetri olmadığını görünce ne anlam içerdiğini araştırmaya başladı.Sonuçta bu kabartmaların minberle ilgili yazılmış olan kaydi eserlerde bezelye süsleme motifleri şeklindeki yorumlamaların yanlış olduğunu gördü.Meslek olarak bilim ve teknoloji,Uzay bilimleri ve araştırma teknikleri öğretmenliği yapmış olan Ülgü motifleri dikkatlice incelediğinde Minberin mihraba bakan yüzünde Güneş sisteminin yer aldığını tespit etti.
Minberin gizemle dolu olduğunu ifade eden Araştırmacı Feyzi Ülgü ile Ulucami'deki tarihi minberi konuştuk.Minberin bilmeyenler için sırlarla dolu olduğunu ileri süren Ülgü konuyla ilgili olarak insanı hayretler içine düşürecek açıklamalarda bulunurken şunları söyledi:
"Minberin taşıdı kıymet ve değerler açısından şu noktalara dikkat çekmek gerekiyor.Minber doğu yakası güneş sistemi,batı yakası ise Galaksi sistemleri yerleştirilmek suretiyle bir kül halinde kainatı sembolize etmektedir.Mihraba bakan yüzündeki güneş sistemi Yerleştirilirken,9 gezegen olması gereken yerde;büyüklük küçüklük,yakınlık uzaklık,mukayesesi verilerek bilimsel anlamda tam yerli yerine yerleştirilmiştir.Bu platformda Güneş ve gezegenler arasındaki büyüklük farkı çok fazla olduğundan (Güneş dünyamızdan 50 bin defa daha büyüktür) Güneş yerleştirilirken 9 damlacıklı kurs halinde yerleştirilmiştir.Ayrıca gezeğenleri temsil eden kabartmaların motif olarak hiçbirinin değerine benzememesi o gezegenlere ait bazı özellikleri de sergilemektedir.Yine Kündekari Sanatının bir özelliği olan parçaların birleşmesiyle oluşan çukur kanal çizgileri gezegenlerle güneş arasındaki yörüngeleri de göstermektedir.Bu yüzeyde yer alan bir başka gizem ise serpiştirilmiş halde yıldız motifleriyle kuyruklu yıldız motiflerine yer verilmiş olmasıdır.En önemli ayrıntı ise Ploton gezeğenin tek başına ayrı platformda bir acı farkı ile gösterilmiş olmasıdır.Bilindiği gibi güneş sisteminin ilk 8 gezeğeni aynı düzlem içerisinde bulunmakta ; Pluton gezegeni ise farklı bir açı ile ayrı bir düzlemde dolanmaktadır."
Minberin batı cephesinde ise 7 adet Galaksi formatı bulunduğunu sözlerine ekleyen Feyzi Ülgü "Bu bölümde saman yolu gibi uzay da yer alan ana birimlerin 7 farklı detayına yer verilmiştir.Bu platform tamamıyla 5 farklı renkte sedef kakma ile mesajlanmıştır. Maalesef bugün bu sedef kakmaların üzeri hatalı bir şekilde boya ve dolgu vernikleriyle örtülmüştür.batı cephesinde ilginç olan bir başka kayıt ise çift yıldız formatlarına yer verilmiş olmasıdır " diye konuştu
Tarihi Ulucami'deki Minberin üzerindeki bir başka önemli detayın ise doğu cephesinde dikey platformun en altında üç farklı motife sahip dolap kapağı ile onun yanındaki platformun altında 12 farklı motifte dolap kapağının bulunmasıdır.Yine aynı şekilde batı cephesinde yine dikey platformun altında 3 farklı motifte dolap kapağı ve yanındaki platformun altında da 12 farklı dolap kapağı motiflerinin yer almasıdır.
Araştırmacı Feyzi Ülgü bu ilginç ayrıntı hakkında da "Üçlü kapakların bozoklar ve Gümüş okları;12'li kapakların ise 24 Türk boyunu sembolize ettiğini düşünmektedir.Ancak bugün de maalesef bu dolap kapaklarının da büyük çoğunluğu tahrip edilmiş.
Sırlarla dolu minberin giriş kapısı üzerinde minberin Murathanoğlu Yıldırım Bayazıt hanın resmi emri ile (Hicri)804 yılında yaptırıldığı kayıtlanmıştır.Ayrıca minberle ilgili bugüne kadar yazılmış olan eserler incelendiğinde yapan kişi ile ilgili yanlış kayıtlar göze çarpmaktadır.Oysa minbere çıkışta trabzanın sağ ikinci dikey kemeri üzerinde minberi yapan kişi trabzan süsleme motifine uygun bir sülüsle ismini kazdığı tespit edildi.Yapılan inceleme sonunda bu kişinin oradaki yazıyla "Devaklı Apdülaziz oğlu Mehmed'in işi " yazdığı belirlendi.
Minber kündekari sanat açısından da emsalsiz bir değere sahiptir.
Alan sayımı yapıldığında muhtemelen 6666 adet abanoz ağacı parçasından yapılmış olması önemli bir hassasiyettir.Yine Sınırlı bir yüzeyde Güneş sistemi ve Galaksi sistemlerinin çok maharetli bir bicimde yerleştirildiği görülür.Özellikle Güneşin O alana 9 damlacıklı bir kurs halinde yerleştirilmesi muazzam bir sanat olayıdır.
Araştırmacı Feyzi Ülgün buradaki inceliği şu şekilde açıklıyor "Minberin yapıldığı tarihinde Bursa'da mülki sorumlu kişi Kadızade Rumi Efendidir.O tarihte 300-350 kadar sanat erbabı Tebriz'e gönderilmiş,Oradan da bir o kadar da sanat erbabı Bursa'ya getirtilmiştir.Maksat beceri ve bilgi alışverişidir.Devak Tebriz yakınlarında bir Türk köyüdür.Oradan gelen Kündekari sanatcılarının başı Apdülazizoğlu Mehmet'tir. Bu minber Apdülazizoğlu Mehmet ve ekibinin Ulucami'ye bir hediyesidir"
Türk dünyasının bilimle olan ilişkileri incelendiğinde Doğu ve batı hakanlıkları olarak O tarihler de yaklaşık 107 bilim merkezine sahip oldukları görülür.Başlıcaları İstanbul, Kahire, Tebriz,Taşkent, Selanik gibi....
Özellikle Doğu hakanlığı bünyesinde bulunan Buhara, Semerkant,Hive gibi sayılı bilim merkezleri vardır.Mesela Hive şehri Kütüphanesinde 971 yılında 400 bin cilt elyazması bilimsel eserin bulunduğu batılı kaynaklarda mevcuttur. 973 yılında Türkistanın Hive şehrinde doğan El Biruni nin 995 yılında Dünyanın çapını bugünkü bilinenden 15 km'lik yanılmayla;Dünyanın Güneşe olan eğimini ise 53 saliselik bir yanılmayla tespit etmiştir.Yine Ömer
Hayyam, Ebu Muzaffer İsfirazi ve Necip Vasiti, uzayla ilgili bir çok alanda eserler vermiştir.Özellikle 1201'de Dünya'nın güneş etrafından dönme esasına dayalı Celali takvimi önemli bir kayıttır.
Güneş sisteminin 9 gezegeniyle birlikte Bursa Ulu cami'deki minbere işlendiği 1402 tarihinden tam 231 sene sonra 1633'de batı da Galileo'nun dünya dönüyor dediği için engizisyon da yargılanmış olması batı bilim dünyası ile Türk bilim dünyası arasındaki mesafeyi göstermesi açısından çok manidardır.
Bir rivayete göre bu yargılamada şefaatçiler araya girmiş ve Galile'ye "Ya ne olur dünya dönmüyor de yoksa kellenden olacaksın" demeleri üzerine Galileo'da dünya dönmüyor diyerek kellesini kurtarmıştır.Ancak mahkeme çıkışında bir ara duraklamış "Yahu dünya dönmüyor desem de dönüyor ben ne yapayım" demiştir.
Ülkemizde bilim hayatının Batı standartlarına ve batı verilerine göre planlanmış olması bizleri kendi bilim tarihimizden maalesef koparmaktadır.Özellikle yetişen yeni nesillerin bir çok bilimi batının ön gördüğü kaynak ve şartlarda başlatma mecburiyeti bizi kökümüzden koparmaktadır.Özellikle gezeğenlerin 18.asırda Kepler'le ilk tespitinin yapıldığının söylenmesi tarihi gerçeklere uygun değildir.
                                                                                            Kaynak: www.apameiadergi.com- 9.3.2010
 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 26/12/10