Konya Merkez Selçuklu Belediye Başkanı Doç. Dr. Adem
Esen’le Kentlilik Bilinci Üzerine Söyleşi
-Sayın Başkan, kentlilik bilinci kavramına bir belediye başkanı ve
akademisyen olarak baktığınızda neler söylersiniz?
Sorunuza kabaca şehir kavramı ile başlamak gerekiyor. (kent kelimesini de bu
anlamda kullanabiliriz bunun için bazen kent yerine şehir kullanırsak bizi
mazur görün) Şehirlilik bilinci de bu kavram çerçevesinde ele alınmalı.
Şehirlerin gelişmişlik veya az gelişmişlik düzeylerine göre
değerlendirmesini yapmak gerekir bu çerçevede yine iktisadi sosyal ve
kültürel değerlendirmelerde bulunulmalıdır. Ayrıca siyasi mülahazalar da
önem taşıyor. Yani; siyasi veya iktisadi problemlerin yaşandığı bir ülkede
kentlilik bilincinden önce ele alınması gereken hususlar vardır. Yani
insanlar eğer bir takım ayrımlara tabi tutuluyorsa sizin onlardan kentlerine
sahip çıkmalarını beklemeniz eksik olur. Dolayısıyla bu tür bölgelerde veya
şehirlerde maddi ve manevi bir takım tahribatların görülmesi kaçınılmazdır.
Böylece kentlilik bilincini hazırlayan, siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi
bir takım hazırlıkların olması gerekir. Biz bunları maddi ve manevi
faktörler diye iki ayrı kısımda değerlendirebiliriz.
-Yönettiğiniz şehirde kentlilerle kent arasında nasıl bir bağ var? Kentte
yaşayanlar her yönü ile yaşadıkları kentlerine sahip çıkıyorlar mı?
Şehrimizde yaşayan hemşehrilerimiz ile, yani Konya ile bağları konusunda
belediye hizmetlerine yönelik yaptığımız bazı anket çalışmalarından ip
uçları elde diyoruz. Bu anlamda Konya Türkiye ortalamasının biraz üzerinde
göz almaktadır. Her ne kadar Marmara ve Akdeniz de ki iller kadar göç
almasak ta… Konya, getto şeklinde göç almamaktadır. Bu sebeple
hemşehrilerimiz arasında siyasi bir gerginlik yoktur. Sosyal ve kültürel
yapıda ciddi uyumsuzluklar söz konusu değildir. Konya’nın en çok göç alan ve
en fazla yapılaşmanın olduğu bölge olan Selçuklu’da özellikle yeni sitelerin
ve evlerin bulunduğu mahallelerde Halk Geceleri, Komşuluk Geceleri gibi
faaliyetlerimizle, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın artırılmasına
çalışıyoruz. Ayrıca broşürler dağıtarak, şahsen ev ziyaretleri yaparak,
okullarda, camilerde, resmi kurumlarla. Muhtarlarla, sivil toplum
örgütleriyle ortak toplantılar düzenleyerek bu bilinci geliştirmeye gayret
ediyoruz. Yine meslek odaları ve siyasi partiler ile şehrin tüm
problemlerine yönelik olarak yaptığımız kent sohbetleri bir paylaşım zemini
oluşturdu. Bu aynı zamanda, belediye-halk yani hemşehri yönetişiminin
gereğidir.
Kentte yaşayanlar, yaşadıkları kente niçin sahip çıkarlar?
Birincisi; O kentte yaşadıkları için, şehre sahip çıktıkları takdirde kendi
lehlerine olacağını bilirler. İkincisi, şehre yapılan her yatırım ya da her
masraf aslında o yörenin insanının ve hepimizin cebinden çıkıyor. Eğer
şehirde bir tahribat varsa bu bir anlamda kendi öz malımız tahrip oluyor
demektir. Bunun için kendimizin ve çevrimizin tahripkar olmaması gerektiği
gibi tahrip edenlere karşıda uyarda bulunmak veya ilgili makamlara bunları
aktarmak gerekir. Kenti tahrip etmek sadece düşük sosyo-kültürel çevreye ait
değildir. Bazen şehirlere en büyük zararları belediyeler verirler. Mesela
belediyenin gayrimenkulünü yüksek fiyatla değerlensin diye park yapılması
gereken bir yeri, bina ile doldurmak ülkemizde belediyelerin sıkça yaptığı
fahiş hatadır. Aynı hataları bazı devlet kurumları da yapabilmektedir. Çoğu
devlet kurumu kendisini imar kanununa bağlı saymayarak kaçak yapı
yapabilmektedir. Veya devlet erkini kullanarak çevre kirliliği gibi pek çok
olumsuzluğa sebep olabilir. Yine, maddi anlamda güçlü çevreler veya
şirketlerde yaşadıkları kenti veya çevreyi kendi menfaatleri doğrultusunda
bozabilmektedirler.
-Kentlilik bilinci deyince aklımıza ilk gelenlerden biri de şehrin
yönetimine şehrin sakinlerinin iştiraki. Bu anlamda yaptığınız çalışmalardan
biraz bahseder misiniz?
Belediye olarak, hemşehrilerimizin şehrin yönetimine katılmasına önem
veriyoruz. Bu çerçevede yapmış olduğumuz bazı çalışmaları yukarıda
belirttim. Ayrıca, belediye kanunu gereğince, stratejik planlama yapılması
zorunlu hale geldiği için, şehirde yaşayanların yönetime katılmaları da
sistematik hale gelmiştir. Bu çalışmalar aynı zamanda, siyasi açıdan da
kolaylık sağlamaktadır.
Belediye olarak, yaptığımız hizmetler karşılığında az da olsa belediye
gelirleri kanununa dayanarak, katılım payı alıyoruz. Bazen eleştiriliyor,
çok küçük bir grup ta olsa… Buna karşılık biz, katılım payını yapılan
masrafın çok küçük bir kısmını oluşturduğunu söylüyoruz. Hatta sadece bir
paket sigara parası istediğimiz yerler bile oluyor. Maddi gücü olmayanlara
da yardımda bulunuyoruz. Belediyenin katılım payı alması, yani alınan
hizmetlere maddi anlamda azda olsa katkıda bulunmak, o hizmete sahip çıkmayı
da beraberinde getirmektedir. Mesela; katılım payı ödenilen asfalt bozulmaya
başladığında yandaki komşu ödediği parayı hatırlamakta, gerektiğinde müdahil
olmakta ve belediyeye haber vermektedir. Bu sebeple, adalet çerçevesinde
belediye hizmetlerinden katılım payı alınması aynı zamanda şehri korumaya
yöneltmektedir. Hatta bu çerçevede şerefiye vergisi gündeme gelebilir.
Unutulmasın ki, insanların alınterinin olmadığı veya maliyetine katlanmadığı
bir hizmeti korumalarını beklemek zordur.
-Özellikle büyük metropollerde karşılaşılan kenti sahiplenmeme, kentte olan
bitene ve kente yapılan yatırıma, kent eşyalarına karşı hor davranma sorunu
sizin kentinizde de var mı? Bu sorunun tek suçlusu kentliler midir?
Sorunuzda, kent eşyalarına karşı hor davranma sebepleri istenmektedir.
Avrupa’da bazı belediyelerin bu konu ile ilgili broşürler dağıttıklarını
görmüştüm. İnsanlar niçin kent eşyalarına karşı hor davranırlar? Bunun
sebeplerini araştırmak gerekir.
Japonya’da geçen ay gördüğümüz manzara şu idi; parklara veya cadde
köşelerine konulan meşrubat dolapları hiç kırılmıyor. Vitrinde yazan parayı
dolaba attığınız aman içeceğinizi alıyorsunuz. Ama bir başka ülkede bina
içindeki dolapları bile koruyamıyorsunuz. Bunun maddi ve manevi sebeplerini
iyi irdelemek gerekiyor.
-Kentlilik bilincinin oluşmasına katkı sağlayan unsurlar neler olabilir?
Eğitim vs.
Çocukları yetiştirirken gerek ailede gerekse okulda çok küçük yaştan
itibaren sorumluluk duygusu, kendimize ve çevremizdeki insanlara, tabiata,
canlı ve cansızlara karşı saygı ile yetiştirmek. Bu saygıyı sürdürecek
siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıyı hazırlamak gerekir.
Mesela bazı ülkelerde, çocuklar okullarında kendi sınıflarını kendileri
temizler. Halbuki, hazıra alışmış veya alıştırılmış bir çocuk çevresini
kirletme peşinde koşar. Bir Milli Eğitim Müdürü şöyle bir tespitte
bulunuyor; çocukların okudukları sınıfları temizlemeleri için yapılan
çalışmaya bazı veliler karşı çıkıp, güya çocuklarını koruyorlar. Bu gün
sınıfını temizlemeyen çocuğun velisi daha sonra çocuğu, o okula müstahdem
yapmak için getiriyor. Müdürümüzün verdiği cevap, “sen bu okula müstahdem
bile olamazsın. Çünkü temizliğin ne olduğu küçükken anlatılamadı.”
Yine aile terbiyesi önem taşıyor. Eğer anne, baba ve akrabalar çocuk bir
yanlış yaptığı zaman uyarmıyor ve doğru işi yaptırmıyorlarsa, o kişi hem
ailesi hem toplum, hatta kendisi için ciddi sıkıntı oluşturmaktadır. Bu
sebeple ailelerin yani anne, baba ve çocukların, yakın akrabaların eğitimi
ve bilinçlenmesi önem taşıyor. Bunu kim yapacak? Okulda öğretmen, camide
hoca, askerde komutan, işyerinde amir… yani top yekin bir kalite söz konusu
oluyor. Aslında toplum bileşik kaplar gibidir. Bir kesimde olan problem,
diğer kesimde de ortaya çıkıyor. Bir sıkıntı varsa herkes budan nasibini
alıyor.
Ülkemizde, eğitimin sorunları biliniyor. Aslında her şeyi eğitime bağlamakta
yani, okula bağlamakta doğru değildir. Okul yeterli eğitim vermiyor da,
diğer kurumlar yeterli hizmet veriyor diyebilir miyiz? Yine de toplumdaki
eğitim göstergelerini, yükseltmek gerekmektedir. Bu sebeple Selçuklu
Belediyesi olarak, Eğitime %100 destek kampanyasından önce, hayır
sahipleriyle Okul yaptırma kampanyasını başlattık. Sayın Başbakanımız,
Konya’ya gelip üç okul temeli attı ve bizzat açılışını yaptı. Daha sonra bu
kampanya 55 okula çıktı, ama hala da okul ihtiyacımız vardır.
-Kente uyum sağlamakta güçlük çeken, kentle bütünleşemeyen insanlar için
yerel yönetimler neler yapmalı. ?
Yerel yönetimler, altyapı temizlik ve park bahçeler hizmetlerinin yanı sıra
sosyal ve kültürel çalışmalara da önem vermelidirler. Özellikle büyük
şehirlere kırsal kesimlerden gelen insanların, Büyükşehirlere uyumunun
sağlanması için bu tür çalışmalar gereklidir. Düzenlenen kültürel ve sosyal
aktivitelerde, farklı insanlarla bir araya gelenler, kendilerini o toplumun
bir ferdi olarak görmektedirler. Bu düşünce onların şehir yaşamına uyumunu
hızlandırmaktadır.
-Göç, hızlı ve çarpık kentleşme gibi problemlerle birlikte kent
yoksulluğunun şehirlerimizde yoğun olarak yaşanması karşısında kentlinin
refahını artırmaya yönelik ne gibi çalışmalar yapılabilir? Ekonomik
sorunları çözülmemiş insanların kentle bütünleşmesini beklemek doğru olur
mu?
Selçuklu ilçemiz düzenli gelişimi ve modern yüzü ile dikkatleri çekmektedir.
İlçe olarak hızlı kentleşme ve aldığımız göçe rağmen, ilçemizde çarpık
kentleşme söz konusu değildir. Belediye olarak sağlam yapıya teşvik, inşaat
çalışanlarının mesleklerinde uzmanlaşmasının sağlanması ve halkın
bilinçlendirilmesi ile çarpık kentleşmenin önüne geçtik.
Büyükşehirlerin en büyük sorunlarından biri de istihdamdır. Nüfus ile
birlikte artış göstermeyen istihdam alanları, hem işçilik ücretlerini ve
birey başına kazancı düşürmekte hemde işsizliğe yol açmaktadır. Bu
durumlarda, ailede çalışanların sayısını artırmak gereklidir. Özellikle ev
hanımı ve genç kızların mutlaka üretime katılmaları gerekmektedir. Bu amaçla
açtığımız, Meslek Edindirme Kurslarımız (SELMEK), kendi alanında örnek olmuş
ve çok sayıda ev hanımı ve genç kızımız meslek sahibi olarak, aile
bütçelerine katkı sağlamışlardır. Meslek edindirme kurslarında verilen
eğitim sadece mesleki yönde değildir. Sosyal ve kültürel konularda da uzman
kişiler tarafından eğitim verilmektedir. Bu çalışma hem kentte yaşayan
insanların refahını hemde sosyal gelişimini artırmaktadır.
-Göç, hızlı ve çarpık kentleşme gibi problemlerle birlikte kent
yoksulluğunun şehirlerimizde yoğun olarak yaşanması karşısında kentlinin
refahını artırmaya yönelik ne gibi çalışmalar yapılabilir? Ekonomik
sorunları çözülmemiş insanların kentle bütünleşmesini beklemek doğru olur
mu?
-Son olarak ifade etmek istedikleriniz nelerdir?
Son olarak ifade etmek istediğim şudur;
Yerel yönetimler, sürekli halk ile iç içe olmakta, halkın kontrolü
altındadır. Her gün vatandaşlar, evlerine ve işyerlerine gidip gelirken
yapılan hizmetleri görmektedirler. Dolayısıyla belediyeler her zaman göz
ünündedir. Belediyelerin ve belediye yönetimlerinin başarılı olmalarında en
önemli basamak, halkın istekleri ve halkla iç içe bir yönetim anlayışıdır.
Belediyeyi kendinden gören bir vatandaş, belediyenin hizmetlerini
korumaktadır. Hemşehrilerden alınan güvenoyunu, adalet içinde, komşuluk,
hemşehrilik ve mülkiyet haklarını koruyarak yapılan çalışmalar başarıyı
getirmektedir.
Tüm bu çalışmaların sonunda, gülen yüzler görmek ve memnuniyet çıtasını
yükseltmek bizlere ayrı bir keyif vermektedir. Amacımız ilçemizi daha
yaşanılabilir bir hale getirmek ve memnuniyet çıtasını yükseklere
taşımaktır.
Ülkemizin, sosyo-ekonomik, siyasi ve kültürel yapısına bağlı olarak,
şerhlerimizin de sorunları bulunmaktadır. Bu sorunları tespiti ve çözümünde
birkaç hususa riayet etmekte fayda vardır. Bunlardan biricisi belediyelerin,
kurumsallaşmalarıdır. Halktan doğrudan güç alan belediye yönetimleri,
kurumsallaşmalarını ne kadar geliştirirlerse, sorun çözme güzleri de o kadar
artmaktadır.
İkinci husus; gösteriş ve sırf siyasi düşünce yerine, hizmetin esas alınması
gerekir. Bir diğer husus; tecrübelerin paylaşılması ve tecrübelerden
yararlanmadır. Son olarak ta bilimsel tespitlere önem verilmelidir. Çünkü
her beldenin ve bölgenin problemleri ve öncelikleri farklıdır. Bu sebeple
politika üretirken ve kaynakları kullanırken daha rasyonel davranılması
gerekir.
-Sorularımızı içtenlikle cevapladığınız için teşekkür ederiz.
Söyleşen: Akif Çarkçı