İLK HAYVAN HASTANESİ BURSA'DA KURULDU

 

Bursa'da Sosyal Hayat

Gurebahane-i Laklakan makalesi  (Ahmet Haşim)

Garip Leylekler Evi             (Bilal Kemikli)

 

 

Bu yazının konusu olan hastane Osmangazi Beldiyesi tarafından restore edilerek 15.1.2010'da kültür merkezi olarak kullanıma açıldı.

ayrıntı için tıklayınız

 

Raif Kaplanoğlu'nun Bursa Hakimiyet gazetesinde 14-5-2007'de yer alan yazısından bir bölümdür.

   .................……………….

   HACI BABA LEYLEK

    Leylek kelimesi dilimize Farsça ve Arapça'da da kullanılan ve çıkardığı sesi yansıtan "'legleg" ya da "leklek"' kelimesinden gelmekte. Ayrıca Müslümanlar kutsal sayılan topraklar üzerinden de geçtikleri için leyleğin hacı olduğuna inandığı için "Hacı Leylek" ya da "Hacı Baba" diye anılır. Bu nedenle leylek yuvalarını bozmak ya da herhangi şekilde zarar vermek günah olarak kabul edilir. Mevlana'ya göre leylek, kuşların şeyhidir. Diğer Avrupa kültürlerinde olduğu gibi bizim kültürümüzde de leyleğin bebek getirdiğine inanılır. Leyleği havada görmenin o yıl çok gezileceğine işaret olduğu düşünülür. Anadolu'da da, çatısına leylek konan insanların yakın zamanda ev sahibi olacaklarına inanılır.

     HAFFAFLAR ÇARŞISI HAYVAN HASTANESİ

    Karaağaç köyündeki leylek şenliği, Uludağ Üniversitesi'nde görevli bir hocanın yabancı uyruklu eşinin çabalarıyla başlamıştı. Avrupa'da bulunan leyleklerin göç yolları üzerine yapılan bir araştırma sonunda da, Eskikaraağaç ve Uluabat Gölü’nün önemli bir durak yeri olduğu belirlenmişti. Bu aşamada, Avrupalı doğacı kuruluşların etkileriyle de Karaağaç köyünde girişimler başlamıştı… Osmangazi Belediyesi'nin hayvan barınağına da Avrupa Konseyi’nin yoğun ilgisi olmuştu. Tüm bunlara dayanarak, Avrupalılar’ın Türkler’den daha fazla hayvan sevgisinin olduğu gibi bir sonuç çıkabilir. Oysa Türkler’in, özellikle de Bursalılar’ın hayvan sevgisi çok eski devirlere kadar iner. Osmanlı döneminde hayvanları korumak için vakıflar bile vardı. Ülkemizin ilk hayvan hastanesi de Bursa'da kurulmuştu.

    Bursa'nın uzun yıllar varlığını koruyan hayvan hastanesi çok ünlüydü. Osmanlı döneminde, Bursa'da Haffaflar Çarşısı'nın ortasındaki meydanda, sakat bazı hayvanlar (kanadı ve bacağı kırık leylekler, kargalar, kör veya sağır baykuşlar) halk tarafından beslenirdi.

   Ünlü şair ve yazar Ahmet Haşim, Osmanlı döneminde "Bursa'da, haffaf esnafının aylıkla tuttuğu belki yüz yaşında, baktığı sakat leylekler kadar aciz bir ihtiyarın, sadaka parasıyla her gün işkembe alıp, temizleyip, parçalayarak, bakıma muhtaç kuşlara dağıttığını" yazmakta. Ayrıca yine Bursa'da Vakf-ı Gureba-ı Laklakan adında yaşlı ve sakat leyleklerin göç sırasında ve tüm yıl boyunca da bakıldığı Garip Leylekler Vakfı bulunmaktaydı. Bu dönemde dünyanın hemen hiçbir yerinde doğanın korunması veya kuşlarla ilgili bir yardım kuruluşu olmamasına rağmen Anadolu'da böyle bir kuruluşun olması çok önemlidir.

   Milli mücadelenin ünlü isimlerinden biri olan yazar Hamdullah Suphi de, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Bursa'daki bu leylek hastanesine ziyarete gelmiş, ama ne yazık ki geç kalmıştı. Geldiği yıllarda hayvan hastanesi yıkılmış, fakat Tahtakale'deki bu eski hayır kuruluşunun bulunduğu yerde, sadece birkaç leylek ile birkaç akbaba kaldığını görmüştü. Köpek, kedi ve ismini bilmediği çok sayıda büyük kuşların, bu hastanede avare ve emin biçimde dolaştığını yazıyor. Bu barınağın Tahtakale'de 1950'li yıllara kadar varlığını sürdürdüğü sözlü kaynaklarca bilinmekte…

   GUREBAHANE-İ LAKLAKAN

   Ahmet Haşim'in, 1923 yılında, Yeni Mecmua'nın Özel Bursa sayısında yayınlanan "Gurebahane-i Laklakan" adlı makalesinde, ilk kez Bursa'da bir leylek hastanesinin varlığından söz ediyor.

  Ahmet Haşim, Bursa'ya yaptığı ziyarette, Setbaşı Köprüsü altında bulunan Fransız Konsolosu Greguvar Bay'a konuk olur. Greguvar Bay, Haffaflar Çarşısı'ndaki sakat leyleklerin bir-iki tanesini alarak Gurebahane-i Laklakan'ı kurmuş. Greguvar Bay'a göre burası, yaralı bazı hayvanların darülacezesidir. Kanadı veya bacağı kırık leylekler, bunamış kargalar, kör ve sağır baykuşlar burada halkın sadakası ile yaşamını sürdürmekteymiş. Greguvar Bay, daha sonra Ahmet Haşim'e şunları anlatır: "Ben de artık bir ihtiyar sakat leylekten başka neyim? Bu köşe onlar ve benim için bir gurebahanedir. Son günlerimizi burada birlikte yaşayıp bitireceğiz. Onun için buraya "Gurebahane-i Laklakan" ismini verdim."

   Greguvar Bay (Baille), evin bahçesinde, çınar ve dul ağaçlarının gölgesinde kabul etmiş Ahmet Haşim'i. Kahveler içip sigara yakmışlar. Daha sonra gümüş bir tepsi içinde (ahududu) şerbeti içmiş. Işıkta parıl parıl yanan billur kadehlerdeki buzlu, şerbetlerle içlerini serinletmiş, sırma işlemeli ipek peşkirlerle dudaklarını kurutmuş.

   Köşkün duvarlarındaki çiniler ile köşkün yanındaki Gurebahane-i Laklakan olarak anılan hayvan hastanesi Ahmet Haşim'i çok etkilemiş… Bu köşk daha sonra Rifat Çelpeşlioğlu'nun tütün deposu olarak kullanılmışken, Gurebahane-i Laklakan olarak anılan hayvan hastanesi kısmı ise ünlü Kebapçı İskender'in oğlu Nurettin İskenderoğlu'nun evi olmuş.

   Hayvan hastanesinin bahçesinin sarmaşıklar, örümcek ağları şeklinde, biribirine geçip bütün ağaçları kaplaması için senelerce beklemiş olan Greguvar Bay, bahçede bulunan ağaçların çoğunun söğüt ve servi olmasını, ölüm ve uhreviyet duygusunu dağıtabilmesi için tercih ettiğini söylemiş. Çam ağaçlarını da, Mevlevîye benzettiği için dikmiş: "Kanatları kırık bir leylek, beyaz elbiseler giyinmiş bir hasta gibi uzakta, ağaçların arasında melul melul dolaşıyor…"

 

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 27/03/11