Garip Leylekler Hastanesi

 

Aynı konu hakkında Raif Kaplanoğlu'nun yazısı

 

Ahmet Haşim'in sözkonusu makalesi

 

              Bilal Kemikli'nin 21.10.2010'da www.gastebursa.com'da yayımlanan yazısından bir bölümdür.

Geçen asrın başında, Osmanlı aydını Bursa’ya büyük bir ilgi göstermiş. Bilhassa Fransız etkisiyle değişen klasik İstanbul mimarisini yeniden ihya etmek yahut tanımak isteyenler olmuş. Bunlar Osmanlı sivil mimarisinin örneklerini görmek için Bursa’yı ziyaret etmek istemişler. Eski Bursa evlerini, konaklarını görmek, benzerlerini yeniden İstanbul’da inşa etmek yahut yeni mimariyle bir senteze ulaşmak…

Bursa’ya seyahat eden aydınlardan bir kısmı mimar, bir kısmı da yeni ev yapmak isteyen İstanbul’un nevzuhur zenginleridir. Bazıları da vardır ki, Bursa evleri ve konaklarından ilham alarak edebi eserler yazmak istemişlerdir. Ahmet Hâşim de bu meyanda Bursa’yı ziyaret eden İstanbullu aydınlardan birisidir. Türk edebiyatının en önemli şair ve denemecilerinden birisi olan Ahmet Hâşim, yeni ilham arayışları için Bursa’ya gelmiştir. Bursa onun için adeta bir laboratuardır. O laboratuarda araştırma ve incelemeler yapmıştır.

Büyük şair Hâşim’in şiirinde Bursa imgesini araştırmak lazım. Malum o, sembolist bir şairdir. Acaba bu sembollerinde Bursa’ının yeri ne kadardır? Bakmak lazım… Fakat onun, Setbaşı’nda ziyaret ettiği Garib Leylekler Hastahanesi (Gurabahâne-i Laklakân)’ni yazması fevkalade önemlidir. Önemlidir; çünkü zamanla Bursa da tıpkı İstanbul gibi bozulmaya, tarihi yapılar talan edilmeye, konaklar yıkılmaya ve adeta ucube bir mimari şehri talan etmeye başladığında yıkılmaya ve yok olmaya mahkûm olan mekânlardan birisi de Gurabahâne-i Laklakan olmuştur.

Yazı sanatı böyle bir şey; ona ilham veren mekân veya şahıslar zaman ırmağında yok olup gidiyor, ama söz ve yazı kalıyor. Şiir kalıyor, hikâye kalıyor, deneme kalıyor… Hâşim, Gurabahâne-i Laklakan’ı yazarken, o ilham aldığı mekânın yok olacağını ve garip leylekleri bile düşünen, onlar için çareler arayan Bursalıların zamanla bencilleşeceğini ve leylekleri unutacağını bilemezdi. Fakat oturdu, o gördüğü resme kelimelerle hayat verdi.
Sanıyorum 2007 yılının temmuz ayıydı. O vakit Osmangazi Belediye Başkanı olan Recep Altepe, bendenizin de içinde bulunduğu bir gurup Bursalı aydını Üsküp’e ve Kosova’ya götürmüştü. Karayoluyla seyahat yapmış, bu bakımdan da başta Recep Altepe olmak üzere heyette bulunan diğer dostlarla sohbet etme imkânına sahip olmuştuk. O sohbetlerde Hâşim’den ve Setbaşı’ndaki Gurabahâne-i Laklakan’dan bahsetmiş, keşke bu mekân bulunsa da ihya edilse demiştim. Çünkü bana göre, merhamet ve sevgi merkezli medeniyetimizin en önemli göstergelerinden birisi bu mekândı. Burası onarılmalı, insanlara gösterilmeliydi.
Başkan bu anlattığım konuyla ilgilendi, notlar aldı, ama acaba bu dediğin bina kaldı mı, bir bakalım, dedi.

Bursa’ya döndük, işlerimizin yoğunluğundan Gurabahâne-yi Laklakan’ı unuttuk. Ama dostlar unutmamışlar.

Bir keresinde, 2007’nin son baharıydı sanırım, arkadaşlarla Irgandı Köprüsü’nde buluşmuş, oradaki kahvede çaylarımızı yudumlarken, Üsküp-Kosova seyahatini ve Setbaşı’ndaki Gurabahâne-i Laklakan’ı anlatıyordum. O mecliste bulunan dostlar arasında, İznik Belediye Başkanı da vardı. İznik gibi tarihi önemi haiz bir ilçenin başkanı olan Kadri Eryılmaz, bendenizi can kulağıyla dinliyordu ve hemen oracıkta müjdeyi verdi; “Hocam, Recep bey o mekânı buldu ve restorasyona başladı bile!” dedi.

Bu haber bizi ziyadesiyle sevindirmişti. Nasıl sevinmeyelim; bir hayal gerçekleşiyordu. Hemen oraya, bulunup restore edilmeye başlanan Gurabahâne-i Laklakan’a gidelim, çalışmaları yakından görelim istedik. Kalktık, Kadri Başkanın rehberliğinde, Irgandı Köprüsü’nün hemen başındaki o mekana gelmiştik. Ancak mesai sonrası olması sebebiyle, şantiyede görevli kimseyi bulamamış ve daha yakından görememiştik. Görme arzumuzu erteledik; ama daha sonraki dönemlerde, o civardan her geçişimizde, Gurabahâne-i Laklakan’ın şantiyesinin önünden geçmek bizim özel işlerimizden birisi olmuştu.

 

 Aynı yazar başka bir yazısında binanın son durumu hakkında şöyle bir eleştiri getirmişti:

Gurabahâne-i Laklakanı Bursa’ya yeniden kazandıranları kutluyoruz. Bu mekânı, Bursalı fotoğraf sanatçılarının, BUFAD’ın hizmetine sunmaları da gayet şık. Fakat kocaman BUFAD tabelası, nezakete ve letafete pek uygun düşmemiş. Bu tabela, mekânın ve tarihin önüne geçmiş. Fotoğrafçı dostlar, kendilerini değil de tarihi öne çıkarsalar, mekânı öne çıkarsalar daha şık olmaz mı? Ne dersiniz?        17.1.2010- Hayat gazetesi