YARIM ASIRLIK ŞEHİR EĞLENCESİ

 

 

 
                                          Adnan Baştopçu'nun köşeyazısıdır. (Olay gazetesi, 3.6.2010)

      Uludağ’ı, kestaneyi, Karagöz’ü, havluyu ve burada saymakta zorlanacağım ‘Bursa milli’ diğer değerleri biz üretmedik. Atalarımızdan miras aldık.
Halen hayatta olan Bursalılar’ın ürettiği değerlerin en önemlilerinden biri Bursaspor ise, bir diğeri ve daha eskisi de Bursa Festivali.
Şampiyon 47 yaşında. Festival ise 50’ye merdiven dayadı. Dile kolay denir ya, aynen öyle.
Bu kent, tamı tamamına 49 yıldır festival yapıyor ve ben bu festivale 29 yıldır izleyici, 23 yıldır da izleyici- aktarıcı olarak göz ve kulak tanıklığı yapıyorum...
90’lı yıllara kadar Festival, (ki o zamanlar anlayış ve ufuklar o kadarına izin veriyordu) halk dansları yarışmasına katılan ekiplerin Atatürk Caddesi’ndeki korteji ile başlardı. Adet olduğu üzere oynaya oynaya yürüyen yabancı ekip folklorcularından bazı elemanların kayıp düşmesi ve çanağı kırmanın eşiğine gelmesinin baş müsebbibi; eski valilik binasının yanındaki yaya üst geçidinden, korteje atılan çiçekler olurdu. O ara bir grup gazeteci ‘Festival Güzeli’ni seçerdi. (Allah’a şükür işin bilhassa haber kısmı böylece halledilirdi) Festival güzeli de neymiş demeyin, yerel gazetelerin birinci sayfasında yayınlanma garantisi olan bu güzel fotoğraf, özellikle beklenen, mutlaka kullanılan en görsel malzemeydi. (Genç erkek muhabirlerin gözleri başka kızlara takılsa da, duayen amcalardan biri çoktan seçmiş ve deklare etmiş olurdu güzeli. Konu müzakere edilmez, mükerrer güzel hadisesi yaşanmasın hesabı, el mecbur herkes aynı güzelin fotoğrafının peşine düşerdi.)
Festival güzeli seçmeyeli yıllar geçti.
Bursa Festivali serpildi, gelişti, ismine uluslararası sıfatını ekledi. Karpuz ve Kiraz festivalleri gibi benzerlerine ‘ben bir üst sınıfa geçiyorum şekerim, by!’ dedi.
Hakkını ödeyelim.
Belki de ömrü hayatımız boyunca çıplak gözle göremeyeceğimiz, çıplak kulakla dinleyemeyeceğimiz, ancak (çıplak dermişim!) posterini tedarik edebileceğimiz onlarca ‘dünya çapında’ isim-imza sanatçıyla Festival sayesinde müşerref olduk.
Ve yine on yıllardır belli bir kaliteye oturdu Festival ve yerel ve genel iktidarlar ne kadar el değiştirirse değiştirsin ‘belli standartların altına’ asla düşmedi.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe dün 49. Festival’e katılacak sanatçıları sıralarken, ‘Helal olsun Recep Bey!’ dedim içimden: ‘Hiçbir belediye başkanı geri adım atmadı şu festival işinde! Festival çıtası yine layık olduğu yerde.’
***
Özüm öteden beri ‘Festival esprisi’ne denk düşecek programın şöyle olmasını savuna geldi: Şöyle: Her Allah’ın günü televizyonda, radyoda neyim izlediğimiz, daha acımasız söylersek, dinlemekten sıtkımız sıyrılmış sanatçıların ne işi var festivalde? Madem festival yapıyorsun, öyle örnekler bul getir ki, izleyelim, yeni bir müzikle, yeni bir tarzla, hiç olmazsa yeni bir coğrafya ile tanışalım.
Benim şu yarı-entel ve steril fikrin tek sakıncası, gişeyi sakatlaması.
Dolayısıyla zaman içinde hepimiz anladık ki, en iyisi, hem popüler, hem popüler olmayan, kıyıda köşede kalmışları da göz önündekileri de ihmal etmeden, hepsinden bir aranjman yapmak. Somut örnekle izah edeyim:
Ne olduğunu gerçekten bilmediğim, Google’da araştırmaktan da imtina ettiğim ‘Frankofon şarkıcısı’ Lara Fabian ile yakın zamana kadar ‘futbolcu sandığım’ Gökhan Tepe’nin aynı potada eritilmesi hadisesinden söz ediyorum.
Festival ‘bir’, Altın Karagöz ‘iki’ ve 7 merkez ilçede 7 popüler sanatçının bedava konseri şeklinde organize edilecek Beyaz Koza Yaz Şenlikleri de ‘üç’ olmak üzere, Bursa’yı Temmuz sonuna kadar sürecek keyifli bir 50 gün bekliyor. Açıkhava’nın 3 bin 500’lük kapasitesinin sınırlı olduğu gerçeğinden hareketle vatandaşın ayağına bedava sanatçı götürülmesi hadisesi olan Beyaz Koza, Özcan Deniz, Sertap Erener, Volkan Konak, Murat Boz, Gökhan Tepe, Göksel ve Ziynet Sali’li kadrosuyla ortalığı yıkmaya aday...
Daha detaylı bilgi ve program için bkz. gazetenin diğer sayfaları ve bilhassa Çekirge eki.
NOT: Bu yıl festival seyircisinin ezici olarak kadınlardan oluşacağını öngörmek, zor olmasa gerek. Malum, Güney Afrika’daki meşin yuvarlak festivali ile çakışıyor! Kaderimiz? Hem sanatseveriz, hem futbolsever! Her 4 yılda bir, böyle tatlı bir ‘alternatif maliyet’le yüz yüze geliyoruz ve kaçırdığımız gollere yanıyoruz! En iyisi programa bakmak, duruma göre ekran başına, duruma göre Açıkhava’ya deplase olmak...

Bu sitenin son güncelleştirilme tarihi 27/03/11