Tarihin derinliklerinden
Bursa'nın parlak geleceğine, tabii ders almayı öğrenebilirsek
|

|
|
Erdem Saker'in 28
Eylül ve 3 Ekim 2010'da Ekohaber gazetesinde yayımlanan
yazısıdır.
Geçenlerde Bursa'da bu hedefe
yönelik doğru ve etkin bir adım atıldı, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep
Altepe, Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası ile, Tarihi Hanlar
Bölgesi-Reyhan-Kayhan'ın tarihin derinlerinden gelen değerlerinin
korunmasını ve içinde yaşanarak geleceğe taşınmasını hedefleyen çalışmalar
için bir protokol imzaladı.
Doğru bir adımdı, konunun uzmanlarını çatısı altında barındıran iki sivil
toplum kuruluşu, Bursa'nın parlak geleceğinin şekillenmesinde, gönüllü
olarak sorumluluk üstleneceklerdi.
Doğru bir adımdı, Büyükşehir Belediyemiz, 21. yy demokrasisinin temel ilkesi
olan katılımcı bir ortamda, kentin geleceğine yönelik doğru kararlar üretme
yollarını arıyordu.
Doğru bir adımdı, çalışmanın konusu, dünya turizm pazarında yer almayı
hedefleyen Bursa'yı, pazarın en ilgi çeken bir ürününü, kentin çok değerli
tarih hazinesini, gene pazarın istekleri doğrultusunda geliştirilmesini
içeriyordu.
İşte bu güzel adımı taşıyacak taşların, gene doğru olarak yerlerine
yerleştirilmesine yardımcı olabileceğine inandığım, bu konuda çalışacak
uzmanların hatırlamasında fayda gördüğüm görüşleri aktaran bir çalışmayı
sizlerle ve tabii onlarla paylaşacağım bu hafta.
Bu amaçla, sevgili Mithat Kırayoğlu'nun 19.8.2005 tarihinde yayınlanan,
Piccinato Planından Bursa'ya Ne Kaldı başlıklı yazısından bazı bölümlere
gelin beraber göz atalım.
Modern şehircilik tarihinin en ünlü figürlerinden İtalyan mimar ve şehir
plancısı Luici Piccinato, 1958-60 yılları arasında Bursa şehri üzerinde de
çalışmış, bu çalışma sonucunda, o dönemde yerel ve merkezi yönetim birimleri
tarafından da onaylanan bir Bursa Nazım İmar Planı ortaya çıkmıştı.
…Piccinato, bir teknik adamın, bir uzmanın çalışma konusuyla ilgili tespit
ve önerilerinde bulunması beklenen bilimsel sistematiğin ötesine geçerek,
Bursa'ya içten bir sevgi ve anlayışla, yoğun bir Akdenizli duygusallığı ile
yaklaşıyordu. 19. yüzyılın ilk yarısına kadar şehir kusursuz ulaşmıştı. Her
şey dokunulmamış, bütünlüklü, dengeliydi. O anda tutkulu ve zeki bir
şehirci, Bursa'yı örnek bir şehir haline getirebilirdi, Bizanslıların ve
eski şehrin yanında yeni bir şehri, kendi yeni şehirlerini yaratmayı bilmiş
beş yüz yıl önceki Türklerin örneğini taklit etmesi, bu örneğin izinden
gitmesi yeterliydi.
Ancak Piccinato'ya göre, Bursa'yı tarihsel bağlamı içinde bütünlüklü bir
şehircilik problemi olarak anlamaya, belki de sezmeye çalışmayan planlama
çabaları, belli bir senteze ulaşabilmekten uzak, şekilcilik tuzağına
saplanmış projeler olarak öteye gidemeyecekti. Bu yüzden, Bursa sorunsalına
Houssmann tarzı bir yaklaşımı sergileyen Ahmet Vefik Paşa, Piccinato'nun
eserinde pek de hayırla anılmaz. Bu anlayışın devamında, düz ve geniş bulvar
projelerini de, planlama yetkisini eline alır almaz fırlatıp atmakta
tereddüt etmez.
En az kendisi kadar ünlü bir şehirci olan Henri Prostun tasarıma yaklaşımı
da pek farklı değildir. Raporda sözü edilen ilkeleri doğru bulsa da, sıra
uygulamaya geldiğinde, Bursa gibi engebeli bir araziye kurulmuş organik
yapılı yerleşmeden küçük ve yamuk bir Paris çıkartılmaya çalışıldığını ima
eder.
Zaten Piccinato'ya göre, o günkü mimarlığın ve kent tasarımının dramı, Türk
plancı ve mimarların, içinde yetiştikleri kültüre sırt çevirip, adeta ona
güvenmeyip, uluslar arası camiada daha kolay kabul edilmelerini
sağlayacağını düşündükleri modern biçimciliğe saptanmasından başka bir şey
değildir.
Kırayoğlu yazısını devamında, Piccinato'nun Bursa Planını hazırlarken öne
çektiği düşüncelerini, ilkelerini, kalbini dolduran Bursa sevgisinin verdiği
heyecanla bakın nasıl sıralıyor;
Bursa Osmanlı Başkenti olduğu 130 yıllık dönemde, oldukça bilinçli ve
dönemine göre yeni sayılabilecek bir imar hareketi çerçevesinde, dengeli bir
şema ile kurulmuş, o günlerden 20.yüzyıla kadar da, fazla bozulmadan,
kimliğini oluşturan karakteristik öğelerini korumayı başararak ulaşmıştı.
Kenti geleceğe taşımak için şehircinin izlemesi gereken yol, bu dengeyi
özenle koruyarak, kentin çağdaş yaşamla bütünleşmesini sağlayacak fonksiyon
ve yapı türlerini zaten belirgin olan kent şemasına eklemekti. Bu nedenle
Piccinato'ya göre, yapılacak müdahale, daha önce yapılmış olan şehircilik
hamlesinin tekrarından başka bir şey olmayacaktı.Çünkü;
Beylikten devlete doğru evrilmeye çalışan OSMANLI, Bursa'da antik kent
şemasını zedelemeden ve Bizans varlığını yok etmeden kendi anlayışına göre
tasarladığı yeni şehri getirip onlara eklemlemeyi başarmış, eskiyi yıkıp
kendi damgasını vurmak değil ama taş üstüne taş koyarak OSMANLI KENTİ
kimliğini ve yaşama kültürünü bu şehirde yaratmayı başarmıştı.
İşte yazının bu cümlesi beni, kendisinden izin alarak Kırayoğlu'nun bu
incelemesini sizlere tekrar iletmeye, kentimizi bu gün planlamaya,
geliştirmeye çalışanların önüne sermeye mecbur kıldı. Herkes, her zaman
Osmanlının bıraktığı eserlerle öğünür durur, ama bunlar ne yazık ki boş
öğünmelerdir, oysa OSMANLI DEVLETİNİ 700 yıl önce kuranların, 21.yüzyılda
dahi ileri şehircilik ilkesi olarak kabul edilecek bilgi ve tecrübeye sahip
olduklarını anlamak, onlardan ders almak esas olmalıdır, diye düşünüyorum,
bilmem katılır mısınız?
Dikkatinizi dağıtmamak açısından, sevgili Kırayoğlu'nun yazısındaki,
Piccinato'nun Bursa planını hazırlarken öne çektiği ilkeleri gelecek hafta
sizlerle paylaşacağım, umarım bu bilgiler, kentimizi planlayanların, marka
kent yapmayı hedefleyenlerin de dikkatini çeker…
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Geçen hafta 1.bölümü yayınlanan yazımın kurgusu, Tarihi Hanlar
Bölgesi-Reyhan-Kayhan'ın tarihin derinliklerinden gelen değerlerinin
korunmasını ve içinde yaşanarak geleceğe taşınmasını hedefleyen Büyükşehir
Belediyesi-Mimarlar Odası- Şehir Plancıları Odası arasında imzalanan
müşterek çalışma protokolü ve Mithat Kırayoğlu'nun Piccinato Planından
Bursa'ya Ne Kaldı başlıklı yazısı üzerinde oluşmuştu, Piccinato'nun,
Beylikten devlete doğru evrilmeye çalışan OSMANLI, Bursa'da antik kent
şemasını zedelemeden ve Bizans varlığını yok etmeden kendi anlayışına göre
tasarladığı yeni şehri getirip onlara eklemeyi başarmış, eskiyi yıkıp kendi
damgasını vurmak değil ama taş üstüne taş koyarak OSMANLI KENTİ kimliğini ve
yaşama kültürünü bu şehirde yaratmayı başarmıştı değerlendirmesi ise, anılan
Müşterek Çalışmaya ışık tutacağı inancını doğurmuştu.
İşte bu inançla, Piccinato'nun, 1 Ocak 1960da yürürlüğe giren ve ancak 4 yıl
yürürlükte kalabilen, Bursa Nazım İmar Planını hazırlarken dayandığı
ilkeleri ve oluşturduğu düşünceleri gelin gene Kırayoğlu'nun kaleminden
izleyelim;
Modern çağda ise kent ikinci büyük dönüşüm eşiğine gelmişti ve dönüşüm
kaçınılmaz olduğuna göre, yapılacak en doğru hareket önceki iyi örneği
izlemek olacaktı.
Piccinato neden Bursa'ya herhangi bir Ortaçağ Avrupa şehrinden farklı
yaklaşılması gerektiğini görmekte gecikmemişti. Avrupa şehirlerinin homojen
yapılaşmış çevrelerine, kente karakterini kazandıran etkileyici malzeme
birliğine karşın, Bursa (hemen her Ortadoğu şehri gibi) bariz biçimde çift
katmanlıydı. Kentin son derece kendine özgü sivil mimarisi, kerpiç, ahşap
gibi nispeten ucuz malzemeleri, mütevazi yapılanması ve insana göre
belirlenmiş ölçeğiyle kentin fonunu, arka planını oluşturuyordu. Bu yapılar
insan için, günlük yaşam içindi. Hem fiziki, hem de sosyal anlamda ilk
katmanı buydu.
Resmi yapılar, han, hamam, cami, medrese gibi anıtsal eserler ise kesme taş,
tuğla, mermer gibi daha pahalı, işlenmesi zor ama kalıcı malzemeleri, daha
keskin hatları ve cesur çizgileri, algılanan ölçeği bir üst düzeye
taşımalarıyla, o ilk katman üzerinde ikinci kent katmanını oluşturuyorlardı,
şehrin fonu ve ön plandaki figürler. Şehircilik literatüründe bu duruma
duplicazione (ikileme, ikilik) adı verilmişti. Her iki katmanı kendi
ölçeklerinde zarif ve değerli kılan en önemli unsurlardan biri bu ikili
yapıydı. İşte bu yüzden Prost'un anıtsal yapıların çevrelerini temizleyip
açan ve aksiyal yollar aracılığıyla onları kentin her yerinden görünür
kılmayı amaçlayan tasarım anlayışı, Piccinato'ya göre Yeşil Türbeyi bir
konserve kutusu ölçeğine indirgemekten başka işe yaramıyordu.
Sıra planlamaya geldiğinde, özenle oluşturduğu tasarım ilkelerini
çizgilerine yansıtmak için elinden geleni yapmıştı Piccinato. Eski kent
merkezine müdahale ederken, tam manasıyla, OSMANLI MİMARİSİ ve
ŞEHİRCİLİĞİNDEN ÖRNEK ALIYOR, yönlenme, güneş, açık ve kapalı alanlar
dengesi gibi modern şehircilik ilkelerinden gerektiğinde taviz vererek
geleneksel konut ve yerleşme dokusunu korumaya, sürdürmeye çalışıyordu,
çünkü uğraştığı kentin, batı kentlerine göre farklı öncelikleri olduğunu
kavramıştı.
Sonrasında o da kendi yeni şehrini, hassas bir şekilde getirip eski şehrin
dokusuna ekliyordu. Ancak bunu yaparken, eski ve yeni merkezler arasında
gerilim yaratmaktan, daha önemlisi eski merkezi ezip geçmekten özenle
kaçınan bir senaryo çerçevesinde oluşturuyordu formlarını.
Yazının başlığını oluşturan meseleye geldiğimizde, bu olağanüstü, istisnai
planlama deneyiminden günümüze neler kaldı diye soruyoruz; cevap ise ne
yazık ki hiçbir şey…
Piccinato'nun kente ilişkin nüfus projeksiyonu, ülke gerçekleri tarafından
kısa sürede ıskartaya çıkarıldı. Ancak bu durum, onun planını olduğu gibi
rafa kaldırıp bir daha yüzüne bile bakmamak için geçerli mazeret miydi?
Piccinato'nun planı, günümüzde yapılmakta olan bir çok imar planının aksine,
statik bir şemadan ibaret değildi. O plan kentin geleceğine ilişkin bir
politika belirleme, ilkeleri, umutları ve potansiyel gelişme senaryolarını
ortaya koyma çabasıydı.
Kentin gelişimini kendi haline bırakıp planlama sorumluluğundan kaçarak 600
yıldır koruna gelmiş dengenin bozulmasına göz yumacağımız yerde,
Piccinato'nun geleceğe dair umutlarını çağdaş Bursa'nın hemşehrileri olarak
sahiplenemez miydik? Bir İtalyan meslek adamının bizim şehrimize duyduğu
sevgi ve gösterdiği özeni biz de sürdürmeye çalışamaz mıydık?
Eğer bunları yapabilseydik, belki de Piccinato'nun yıllar önce söyledikleri
bugün içimizin burulmasına yol açmayacaktı: Yeşil Bursa iyi yoldadır.
Tarihsel birliğinin, görünümünün, mimarisinin kurtarılması yoludur bu. Daha
sağlıklı, daha çağdaş, daha zengin bir düzenin yapılandırılması yoludur. Bir
çok İtalyan şehri için aynısını söylemeyi dilerdim.
1958-1960 yılları arasında Piccinato bu çalışmasını, o günün İmar ve İskan
Bakanlığının Bursa'da, Kapalı Çarşı yangınından sonra kurduğu planlama grubu
ile beraber yapmıştı, grubun içinde sınıf arkadaşlarım, rahmetli Teoman
Özalp ve daha sonraki yıllarda Belediye İmar Müdürlüğü yapan Fevzi Küçüközen
de vardı, plan hazırlanırken Piccinato'nun bir temel ilkesini anlatmışlardı,
…tarihi kent aynen korunacak, kentin gelişimi için gerekli olan yeni
yerleşim alanları tarihi merkez dışında planlanacak.
Aslında ilk yıllarda planın bu ilkesine uyuldu, kent dışındaki ilk yeni
yerleşim Ertuğrulgazi'de oluşturulmaya başlandı. Aslında belki çok önemsiz
görülebilen ve fakat bana göre yukarıdaki ilkenin ilk delinmesine zemin
hazırlayan bir yapılanma şekli ve isimlendirme oldu, genelde orta gelirli
kesime hitabeden kooperatifler aracılığı ile siteler oluşmaya başlandı ve
bölgeye Ucuz Mesken adı verildi. Oysa bu bölgede yeni bir kent kuruluyordu,
siteler sadece çok katlı binalardan oluşmuyordu, bahçeli evler de vardı, her
gelir grubuna hitap edecek bir yapılanma oluşturulabilirdi.
Piccinato Planının uygulandığı o dört yılı yaşamış biri olarak hep
düşünmüşümdür, Piccinato kentin Valisini, Belediye Başkanını ve kentin ileri
gelenlerini bir araya toplayıp,bir otobüse bindirip, hani Osmanlı
yerleşimlerini onlardan daha üstün gördüğü Avrupa'nın tarihi kentlerini
gezdirseydi, o günkü Bursa'nın üstünlüklerini göstererek anlatsaydı, tarihi
merkezimizin nasıl geliştirilebileceğini yerinde örnekleseydi, acaba gözümüz
açılır mıydı?... Acaba bugün Hisar, Reyhan, Kayhan, Hanlar Bölgesi,
Namazgah, İpekçilik, Yıldırım, tarihten gelen özellikleri içinde büyük
ekonomik hareketlerin oluştuğu, dünyaca bilinen ve gezilen,içinde yaşanan
mekanlar olamaz mıydı?
İşte bu nedenle, Büyükşehir Belediyesi- Mimarlar Odası- Şehir Plancıları
Odasının, şimdilik Hanlar Bölgesi- Reyhan- Kayhan için yapacakları müşterek
çalışmayı önemsiyorum, çalışmanın ikinci ve fakat bunun kadar önemli olan
Hisar Bölgesini de kapsayacağını umuyorum.
Ve de öneriyorum, bu çalışmaların içine iş adamlarımızı, esnaf
derneklerimizi, turizmcilerimizi de almaları, alanların yeni ekonomik
girdiler yaracak biçimde sağlam gelişmesini sağlayacaktır…
İletişim: erdemsaker@yahoo.com
|
|
|