Raif Kaplanoğlu
Kaynak: http://kaplanoglu.org
Bursalılar, her zaman eğlenmeyi seven ve eğelenen bir
kenttir. Şartları ne kadar kötü de olsa Bursalılar bir eğlence kültürü
oluşturmayı başarmıştır. Bursa Kadı Sicillerinde, kentimizdeki Osmanlı
döneminde eğlence türleri konusunda bazı bilgiler vermektedir. Bir çok
tereke (veraset) kaydında, keman ve santur başta olmak üzere müzik
aletlerinin miras bırakıldığı görülmüştür. Buradan da, hemen her iyi
durumdaki ailede, müzik eğitiminin yapıldığı ve müzikli eğlenceler
düzenlendiği anlaşılmaktadır.
Beyoğlu, azınlıkların ve özellikle Avrupalı levantenlerin yaşadığı bir semt
olarak, hep çağdaş Avrupa’nın yüzünü yansıtmıştı. Bu nedenle de İstanbul’un
kültür ve sanat merkezi olmuştu. Benzer bir gelişmeyi de, XIX. yüzyılda
Bursa yaşadı. Ermeniler ile, daha çok Avrupalı misyoner ve tüccarların
yaşadığı Setbaşı, Bursa’da sanat ve kültürün merkezi olmuştur. Adeta Setbaşı,
Bursa’nın ayrıcalıklı bir köşesiydi. Meyhane ve eğlence merkezleri bu semtte
bulunuyordu. En iyi oteller ve batı tipi ilk gazinolar hep önce bu semtte
açıldı. Yine ilk tiyatro ve sinemaların merkez de Setbaşı olmuştur.
Gezginlere göre Setbaşı
Bursa’nın Avrupa tipindeki konaklama yeri olan ilk oteller de Setbaşı’nda
açılmıştır. 1890’lı yıllarda ise Setbaşı’nda bulunan Galiçya Oteli,
Bursa’nın en modern oteli olup, kente gelen tüm Avrupalı turist ve ünlü
kişilerin kaldıkları bir yerdir. Bahçesinde saz ve şarkıcıları her akşam
program yapardı. 1890’lı yıllarda Bursa’ya gelen Nafizade Ahmet, Bursa’nın
en işlek caddesi olan Setbaşı’ndan Ulucami’ye, gece saat
02.00-03.00’e kadar insanların gezinti yaptığını yazar.
Yine aynı yıllarda Bursa’ya gelen İbnü’l-Celal Sezai de, Setbaşı’nın
Bursa’nın eski mesirelerinden biri olduğunu yazarak, halkın buraya
özellikle Cuma günü geldiğini yazıyor.
1900’lü yılların başında kentimize gelen Hasan Taib de, Bursa’nın en güzel
ve en bakımlı mahallesinin Setbaşı olduğunu yazıyor. “Mahallenin
içinden akan derenin üzerinde bulunan köprülerden (Setbaşı) birinin, kentin
en kalabalık en işlek yerinde kurulduğunu” yazıyor.
Setbaşı meyhane ve bozahaneleri
Osmanlı Devleti döneminde Bursa’nın en önemli dinlence-eğlence mekanları
meyhanelerdir. Bursa’da, iki semtte meyhane bulunmaktaydı. Birincisi, bugün
de benzer bir işlevde kullanılan Yahudilik’te idi. İkincisi ise
Setbaşı’ndadır. Meyhaneler, gayrimüslim mahallelerde olup işleticileri de
gayrimüslim olmasına karşın, çoğu kez Türk müşterilerini de ağırlamaktaydı.
Osmanlı devrinde, Setbaşı’nda çok sayıda meyhanenin yanında, diğer bir
eğlence mekanı olan birçok da bozahane bulunuyordu. 1533 yılında Setbaşı
Bozahanesi’nin yanında bulunan ve daha önce kapatılmış olan Yorgi'nin
meyhanesi tekrar açılınca, mahalledeki bazı Müslüman halkın tepkisini
çekmiş ve şikayetlere neden olmuştu(1). 1535 yılındaki bir kayıtta ise
Yazıcı oğlu Yani'nin, komşusunun kapısının önüne açtığı meyhane, yapılan
şikayet üzerine kapatılmış. Mahallede bulunan meyhanelerin hakkındaki
hoşnutsuzluk o kadar artmış ki, bir gün Saray'dan Bursa Kadısı'na şu buyruk
gelmiştir:
"Setbaşı'nda eskiden beri var olup, birkaç kez yasak edildiği halde
sürekli tamir edildiğini duyduğum meyhaneleri kapat; kimseye içki sattırma;
emrimi yerine getirdiğini bana yaz; şimdiye kadar neden bunları
kaldırtmadığını da ayrıca bildir."
Bunun üzerine kadı, Setbaşı'ndaki Kirkor oğlu Morat, Tedori oğlu Şirmert,
Abidin oğlu Murad ve Oran oğlu Anton adındaki Hıristiyanların, hükümlere
aykırı olarak Setbaşı’nda meyhane açtıkları ve Müslümanlara içki sattıkları
gerekçesiyle, kimisine hapis, kimisine de uyarma ile cezalandırmıştı(Bursa
Kadı Sicilleri 73, s.408).
1576 tarihli bir mühimme kaydına göre de, Setbaşı Mahallesindeki
meyhanelerin kapatılması konusunda başka bir buyruk vardır. Belgelerden,
Bursa’daki bu meyhanelerin Ramazan ayında bile işletildiği
anlaşılmaktadır(Bursa Kadı Sicilleri, B-136/351, yıl 1590, s.96/a).
Bir kadı siciline göre ise meyhanelerde kadınların şarap servisi yaptıkları
anlaşılıyor. Ancak Mahalledeki Müslüman komşuların baskıları nedeniyle bu
kadın “sâki”lerin çalıştırılmamasından vazgeçen Setbaşı meyhanecileri, kendi
aralarında ilginç bir karar alırlar. Buna göre hangi meyhanelerde kadınların
şarap satarsa, o meyhane sahibi İslam dinine geçeceklerine dair kendi
aralarında yemin etmişler. Bunu da kadıya kaydettirmişlerdir(Bursa Kadı
Sicilleri, B-136/351, yıl 1590, s.51/a).
1573 yılının martında da, Setbaşı Mescidi’nin etrafındaki meyhanelerden
şikayet ilginç bir gelmiştir. Bu şikayette, ezan okumak için minare
çıktığında müezzine, meyhanedekilerin kadeh kaldırıp şerefine içtikleri
gerekçesiyle bir şikayette bulunulmuştur. Bu şikayet sonucu, Setbaşı’ndaki
mescide yakın olan meyhanelerin kapatılması konusunda bir emir
gönderilmiştir.
1584 yılındaki kadı siciline göre de, Setbaşı Mahallesinde iki Rum’un,
mahalle ortasında açtıkları meyhanelerinin kapanması için emir gelmiştir.
1617 yılında da, mahalle meyhanelerinin kapatılması konusunda daha şiddetli
bir ferman gelmiştir. Tüm bu baskı ve tehdit ve cezalandırmalara karşın,
yine Setbaşı meyhanelerinin yaşadığı görülür.

Setbaşı Köprüsü
Setbaşı’nda ilk Gazino
XIX. yüzyıldan sonra, Bursa’da modern tarz eğlence mekanları olarak oteller
ve gazinoların açılmaya başlandığı görülmektedir. Doğal olarak açılan bu
gazinolar da, Bursa’nın Beyoğlu’su olan Setbaşı’nda açılmıştır. Bursa’da
açılan en eski gazinonun “Mazalyan Gazinosu” olduğu anlaşılmaktadır. 1913
yılında ise Setbaşı’nda, köprünü hemen yanında Laskaridis Efendi adlı bir
kişinin güzel bir gazino açmaya çalıştığı, ancak köprünün hemen yanında
olduğu için engellendiği anlaşılıyor. (Ertuğrul Gazetesi, yıl 1913,
Sayı:192)
1915 yılında Ertuğrul gazetesinin bir haberine göre, Setbaşı’nda açılan
Gökdere Gazinosu, Bursa’nın en modern gazinosu olduğu anlaşılıyor. Bu
haberde bir de yorum yapılarak, eğlence mekanlarının herşeyi ile
İstanbul’dakilerden aşağı kalmayacak tarzda modern bir yer olması
istenmektedir. Ancak büyük şehirlerde, medeni hayatı temsil eden ciddi ve
ağır başlı kuruluşlar gibi daima yenilikçi ve değişimci olması
istenmektedir(2).
Mahfel'in bulunduğu bahçe, eski Türkocağı idi. Burada çok güzel bir lokal
vardı. Bu binanın yanında güzel bir gazino bulunmaktaydı. Bu gazinonun
önünde 1918 yılında Türkçe ve Ermenice olarak Vorpahnam Gazinosu
yazmaktaydı. Sahibi Bedros Efendi idi. Bedros Efendi, gazinosuna herkesi
almaz, bu hayatı anlayan kişileri seçermiş.
XX. yüzyıldan Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, bugünkü Mahfel'in yanındaki
sokakta baştan başa meyhaneler vardı. Bu nedenle bu sokağa son yıllara
kadar “Meyhaneciler Sokağı” denilmişti. Bu meyhanelerin her birinde, birer
ikişer kişilik çalgıcılar, tıpkı Çiçek Pasajı'nda olduğu gibi eğlentiler
düzenlerdi. Kurtuluş Savaşı öncesinde Setbaşı meyhanelerinde, o dönemin
ünlü hanendesi Tereza, kısık sesi ile şarkılar söylermiş.
Setbaşı Otelleri
Bursa’nın en modern otelleri de Setbaşı’ndaydı. Semte 14 odalı Nuriye Oteli,
19 odalı Bağdat Oteli ile Türkiye Oteli vardı. Setbaşı Köprüsü
civarında bulunan Nuriye Oteli, Bursa'nın en önemli oteli idi. Mümtaz Şükrü
Eğilmez’e göre Atatürk Caddesi’nin açılmasıyla yıkılan Nuriye Oteli ile Şark
Oteli, Bursa sosyetesinin gelip, gazinosunda eğlendiği bir yerdi. Otelin bir
de güzel gazinosu vardı. Otele bitişik olan postane, o devrin tek postanesi
idi. Postanenin sahibi ise Agapus adlı bir Ermeni idi. 1910 yılındaki
Ertuğrul gazetesinde, Setbaşı’ndaki Nuriye Oteli’nin önemi özenle
belirtilmektedir. Gazetenin haber aynen şöyledir:
“Bursa’nın Setbaşı Köprüsü ve civarı, kentimizin en güzel köşesidir. Sonra
en güzel ve en mükemmel otelimiz olan Nuriye Oteli de orada. Dört yol
kavşağı olduğu için çok kalabalık olan bu yerde, otelin önünde sıralanan
arabalar, geçişi engellemektedir.” (Ertuğrul Gazetesi, yıl 1910)
Setbaşı Sinemaları
Bursa’da ilk sinema ne zaman kuruldu? Bu sorunun yanıtını bugün kesin olarak
vermek çok güç. Ancak arşivimdeki 1912 tarihli gazetelerden, bu tarihte
Bursa’da bir sinema olduğunu öğrenmekteyiz. Bu ilk sinema, Nasuh Paşa Hamamı
karşısındaydı.
XX. yüzyılın başından itibaren Bursalıların en önemli eğlence mekanı sinema
olmaya başlayacaktır. Doğal olarak, bu sinemalar da, yine Setbaşı’nda
toplanmıştır, bir eğlence merkezi olduğu için(3). Yine bu tarihte, uzun
yıllar Bursa’da hizmet vermiş olan Şark Tiyatrosu’nun da faaliyette
olduğu anlaşılmaktadır. (Ertuğrul Sayı 127, 26 Eylül 1912) 1918 yılında ise
Setbaşı’nda Sinema Olimpos Palas vardı. Bu sinemada hafta üç gün
kadınlara matine vardı(4).
Şark Sineması, zaman zaman tiyatro, zaman zaman da sinema olarak
kullanılmıştı. 1923 yılından sonra tümüyle sinemaya dönüştüğü
anlaşılıyor(5). Bu sinema daha sonraları Şafak adını almıştı.
10.10.1953 tarihinde de Saray Sineması olmuştur. 1984 yılında yanan
bina, 2000 yılında onarılarak yeniden sinema olarak kullanıma açıldı. Bu kez
adı Prestij olmuştur.
Sinema Olimpos Palas “Amerikan İstilası” aşk ve nefret
piyesi tercihen akşamdan itibaren gösterilecektir. Pazar, pazartesi
akşamları beyefendiler, cumartesi, salı akşamları hanımefendilere, mutlaka
görünüz. (Mücahede gazetesi, Sayı 57, Haziran 1337/1335/1919)
Modernleşen Bursa’nın yeni yüzü Setbaşı
Setbaşı, Bursa’nın batılılaşma, modernleşmesinin yüz olmuştur. Hep ilk
yenilikler Setbaşı’nda ortaya çıkmıştır. İlk frenk şapkalı insanlar burada
gezinmeye başladı. Batı tarzı giysilerin satıldığı dükkanlar, terziler ve
berberler bu semtte bulunuyordu.
XX. yüzyılın başından itibaren Bursalıların en önemli eğlence mekanı olan
sinemalar, gazinolar da bu semtte toplanmıştı. Yine belgelere göre 1890
yılından önce Bursa’nın ilk gazoz fabrikası da Setbaşı’ndaydı(6). (E/31,
Yazışmalar, 1308/1890)
Uzun yıllar, Bursa’nın diğer mahallerinde yaşayanlar, özellik de
Müslümanlar, kendilerini kuşatan sıkı kurallardan bu semte gelerek
kurtarmaktaydı. Sanırın Bursalılar, Setbaşı’nda kendilerini daha özgür
hissediyordu. Daha önce sadece tekkelerde gelişebilen sanat ve kültür, XIX.
Yüzyıldan itibaren Setbaşı’nda yeşermeye başladığı görülür. Batı
uygarlığının çağdaş ve modern düşünceleri ilk kez, Setbaşı’ndaki mekanlarda
tartışıldı. Hülasa Setbaşı, yüzünü Batı’ya dönen ve modernleşen Bursa’nın
yüzü oldu.
Notlar
1- “Setbaşı Bozahanesi’nin tamirine dahi muhasebesi görülüp emini mezbur
yeddinden 372 akça sarf olunduğu sabit olup, mezkur Emin Muharrem Çelebi’nin
talebi ile ve hassa harc naibi Mehmet Çelebinin marifetiyle zabt-ı sicil
olundu. 1330/1912 yılında Bursa’ya yollanan bir uyarıda da, Setbaşı'nda
Hocatabib Camii'ne bitişik olarak yapılan meyhanenin henüz yıkılmadığı
belirtilmiş, ayrıca Hoca Tabib Camii'ne yeterli uzaklıkta bulunan otelde
alkollü işçi satışı için ruhsat tezkiresinin süresinin de bittiği
belirtilerek yenilenmemesi istenir(BOA, DH.İD, Dosya No:70/-2, gömlek No:
23). 1920 yılındaki bir gazetede ise “Çıkmaz sokaklarda bile meyhane
olduğunu” yazıyor. (Hüdavendigar, Sayı 2949, 23 Eylül 1336/1339/1920)
28/7, dava 74, 925/1518
2- Haber aynen şöyledir: “İstanbul’a göre şehrimizde maalesef şimdiye kadar
layıkıyla bir gazino tesis edilmemiştir. Şehrimizde bilhassa akşam hayatı
yok gibidir. Halbuki ihtiyacat-ı beşeriyenin en ehemniyetlilerinden
(İnsanlığın en önemli gereksinimlerinden) biri de hayat-ı mesainin bir-kaç
saatini hoş geçirebilmektir. Kemal-i memnuniyetle istihbar ettiğimize göre
Setbaşı’nda kadimden Mazalyan adıyla tasarruf eden gazino, bu defa bir-kaç
zat tarafından isticar olunarak “Gökdere Gazinosu” adı altında küşad
edilmiştir. (açılmıştır) Müteşebbislerine tebrik ederiz. Yalnız bizim
tavsiye edeceğimiz bir husus varsa da, bu gibi müessisin muafazakâr (tutucu)
kalması değil, büyük şehirlerde, medeni hayatı temsil eden ciddi ve ağır
başlı müessisat gibi daima tecdid ve tenvir etmesidir. (yenilikçi ve
değişimci olmasıdır.) (Ertuğrul Gazetesi, yıl 1915, Sayı: 303)
3- Sinema Pate’nin, “sağlığa uygun bir salon içinde” olduğu
gazetelerden öğrenmekteyiz. (Ertuğrul Sayı 127-26 Eylül 1912)
4- Hatta o tarihteki sinemalara, kadın ve erkeklerin katıldığı
anlaşılmaktadır. 1916 yılındaki Hüdavendigar gazetesinin bir haberinde şu
ilginç bilgiler yer almaktadır:
“Sinemada bir Yahudi çocuk yanıyoruz diye bağırması üzerine hanımlar derhal
birbirine girerek, sinemadan biran önce çıkmak için çaba harcamış. Bu sırada
da bir çok kadın ve çocuk ezilmiştir.” (Hüdavendigar Gazetesi, Sayı 324, yıl
1916)
5- “Şark Sineması: Üç geceden beri arasıyla ahaliyi muhterememizin
memnuniyetini cümle muaffık olduğumuz Amerikan İstilası namındaki 5 kısım
3000 motorlu feci dram bu akşam hanımefendilere son defa olarak arane
edilecektir. Koşunuz mutlaka görünüz.” (Mücahede, Sayı 60, 23 Haziran
1337/1335/1919) Örneğin bir gazete ilanında şu yazmaktadır: “Elhamra’nın
Bursa Türk Ocağı’nda gönderdiği filmlerle işe başlayan ve kentimizin güzel
bir yerinde bulunan Şark Sineması bu günden itibaren zamanımızın en güzel
filmlerini oynatmaya başlamıştır. Fiyatları uygundur.” (Ertuğrul 15
Kanunusani 1924)
6- Belediye karar defterlerine göre; Setbaşı Köprüsü karşısından, Çekirge’ye
ve Acemlerdeki tren istasyonuna kadar işletmek üzere Cemil Paşa vs.
tarafından talep olunan tramvay hattının şartname ve mukavelenamesi mecliste
görüşülmüştür(Belediye Karar Defteri, 1319, E/18 110).
Setbaşı Mahallesi
Setbaşı Bursa’nın en eski semtlerinden biridir. Mahalle bir sed, tepe
üzerinde bulunduğu için bu ad verilmiştir. XV. yüzyıldan başlayarak
belgelerde bu mahalle adına rastlanmaktadır. Mahallede bulunan
Karaçelebizade Mehmet Camii, Karaşeyh olarak anılmaktadır. Babası, ünlü
Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz'dir. Kepecioğlu, caminin Çavuşmehmet
olarak da anıldığını yazar.
1772 yılının ocak ayında mahallede büyük bir yangın çıkmıştır. 1801
yılındaki büyük Bursa yangınında ise mahalle de tümüyle yanmıştır. 1863
yılının 26 eylülünde bir simitçi fırında çıkan yangın sırasında, Umurbey'e
kadar olan tüm Setbaşı yanmıştır. 1912 yılında, Balkan göçmenlerin bir kısmı
Setbaşı’nda iskan edilmiştir.
Mahalle, büyük ölçüde Ermenilerden oluşmaktaydı. 1915 yılının Mart ayında,
Ermeni göçürmesi sırasında mahalleden çıkarılmıştı. Ermenilerin bir bölümü,
Yunan işgaliyle birlikte geri gelmesine karşın, 1922 yılında bir daha geri
gelmemek üzere gitmişlerdir. Yerine de, Yunanistan’dan göçmenler iskan
edilmiştir(1). Ermeni Mezarlığı da, Mübadeleden sonra göçmen mahallesi
olmuştur. Yeni mahallenin yarısında yer alan Ermeni Mezarlığı, 1951 yılında
Belediye tarafından İskan Müdürlüğüne verilerek, göçmenlere mahalle
kurulmuştur(Ant 13.11. 1951).
Setbaşı Kiliseleri
Setbaşı, büyük ölçüde Ermenilerin yaşadığı bir semtti. Çelebi Mehmet, Yeşil
Camii’ni yaptırırken, camiye gelenlerin ayakkabılarının çamurlarını silmek
ve yazın tozlarını almak üzere 10 hane Ermeni’yi Kütahya’dan getirtmişti.
Çelebi Mehmet külliyesi vakıf kayıtlarında da bu Ermeniler için Yeşil semti
yakınlarında iskan verilip, Yeşil İmaretinden de fodla(yemek) tahsis
edilmiştir(1) Setbaşı’na yerleşen Ermeniler’e daha sonraki yıllarda,
ipekçilin de gelişmesiyle Doğu illerinden gelen Ermenilerin katılmıştır.
Setbaşı Mahallesinde önceleri iki Ermeni kilisesi vardı; İpekçilik
Caddesinde, 1980 yılında yıkılan kilise Gregoryen olanıydı. Bu kilise,
bugünkü Halk Kütüphanesi’nin bulunduğu yerdeydi(2). Protestan Ermeniler için
de olasılıkla Namazgah Caddesinin solundaki kilise yapılmıştı. Mahalledeki
ikinci Ermeni kilisesi ise, cumhuriyetten sonra bir süre fabrika olarak
kullanılmıştır. Halen sağlam durumdadır.
Fransızların nüfuz alanına girip Katolik olan Ermeni cemaati için ise
Fransızlar, Setbaşı’nın bitişiğinde bir misyoner kilisesi yaptırmıştır.
Fransız konsolosluğu da Sedbaşı’ndaydı.
Avrupalı misyonerler, Bursa’daki ticari ilişkilerini sürdürecek altyapı
için, kendi kiliselerine cemaat çekmekteydiler. Setbaşı Ermeni mahallesi
olduğu için de, çok sayıda Ermeni, Gregoryen mezhebini terkedip, Katolik
olmuştur. Bursa’daki Peres Augustinus Assomption ile Fille de La Charite
adlı iki misyoner okulunda, hemen hemen tümüyle Ermeni çocuklarına eğitim
verilmekteydi. Bu kilise de yakın zamanda Büyükşehir Belediyesi tarafından
restore edilmiştir. Ancak yanındaki yurtlar ve hastane binaları
yıkılmıştır(3).
Büyük ölçüde Ermenilerin yaşadığı mahallede caminin yanında Halveti
tarikatına bağlı Hacı Şevki Tekkesi de, Cumhuriyet dönemine kadar varlığını
sürdürmüştür.
Not 1) Kamil Kepecioğlu, Kütük, C. I, Bursa
YABEK no. G. 4519, s.41; Nitekim bu mahallede, 1487 yılındaki tahrirat
defterine göre 10 hane Hıristiyan yaşadığı kaydedilmiştir.
Not 2) Belgelere göre, bugünkü Setbaşı İlkokulu’nun bulunduğu yerde Bogosyan
Ermeni Okulu ve yanında da bir Ermeni Hastanesi vardı.
Not 3) 1330/1912 yılında, buradaki İnas/Kız Fransız Mektebi’nin tamiri için
ruhsat verilmiştir. (BOA, DH. İD. 1613, 136) Ayrıca Setbaşı’nda Fransız
Labek Bagir Ruhani Mektebi vardı.
Bir Ermeni kroniğine göre 1855 depreminde Setbaşı
Bursa’nın son üç-dört yüzyıldır yaşadığı en büyük felaket ise kuşkusuz 1855
depremidir(1). Adeta kenti yok eden bu felaketi bir Ermeni kroniği tüm
ayrıntısıyla anlatmıştır:
“1855 yılı Şubat ayında, günlerden beri kesif bir sis tabakası ve hafif bir
yağmur Bursa'yı kaplamıştı. Söz konusu ayın 16'sında Çarşamba günü Büyük
Orucun ikinci haftasında, aynı durum sürüyordu. Ve işte öğleden sonra,
erkekler ve kadınlar kendi işleri ve ihtiyaçları ile ilgilenirken saat
dokuzda yer sarsıntıları başladı ve güneyden kuzeye doğru birkaç saniye
sürdü. 15 dakika sonra deprem korkunç bir uğultu ile gök gürültüsü gibi
aksederek, yaklaşık on saniye sürdü ve çeşitli sarsıntılarla sona erdi.
Birinci sarsıntıdan sonra evlerine dükkanlarına işlerine dönenler, ikinci
depremden korkup, dehşete düşerek avlulara, bahçelere ve alanlara doğru
kaçışmaya başladılar. Büyük panik geçtikten sonra titreyen birçok insanın
gözlerinden yaşlar akmakta, ağlayıp sızlanmakta ve Tanrıdan yardım
dilenmekteydiler. Ailelerine yardımcı olmak için erkekler koşarak evlerine
dönmekteydiler. Çocuklarını bulup, kurtarmak için sokağa çıkmakta ve
okullara yönelmekteydiler. Her millet ve kişi, sonsuz bir üzüntü ve
depresyon halinde idi. Depremin gürültüsünün yankıları, dağlardan kopan
kayaların gürültüsü, yıkılan evlerin muazzam ve ünlü camilerin, kagir
yapıların duvarların, minarelerin ve diğer yapıların korkunç gürültüsü
işitilmekte idi”(2).
“29 Mart günü gecesi ise saat bir artçı deprem oldu. Bu halk arasında büyük
korkuya neden oldu. Depremin ilk darbesi hafif idi. Ancak bir kaç dakika
kadar sonra çok şiddetli bir deprem oldu. Bu da on saniye kadar sürdü. Yerin
altından uğultular geldi. Sanki yer ve gök gürlemekteydi. Tekrar kalpleri
üzen acılı bir manzara oldu. Herkes ev, han ve kapalı çarşılardan dışarı
çıkıp alanlara ve özellikle bahçelere toplanmaya başladı. Bulutlardan hafif
hafif yağmur inerken insan çığlıklarıyla inilti ve çığlıklar göğü inletmekte
idi. Erkek ve kadın, her millet, Allah'a yalvararak, hıçkıra hıçkıra
ağlamaktaydı. Ya çocuklar? Onların üzüntüsü, dehşetle birleşip mahşer gününü
andırmakta idi.”
“Henüz kış mevsimi olduğu için soba ve mangallar devrilip, yangınlar oluştu.
Bunların en büyüğü Kayan Çarşısı yangınıdır. Yangın birçok kola ayrılıp,
göğe yükseldi. Bursalıları bu olay ikinci kez ümitsizliğe yöneltti. Çünkü
her tarafta, büyük çatlaklar oluşmuştu. Yıkılan evler, yolları kapamıştı.
Setbaşı Köprüsü tamamen yıkılıp üst kenar ve Irgandı'nın dükkanları harap
olmuştu. Bu nedenle özellikle Ermenilerin Gökdere'nin öbür tarafına
geçmeleri olanaksız duruma geldi. Büyük Çarşı yangını ise derenin sol
tarafında idi. Bir yönden sarsıntıların sürmesi diğer yandan halkın
çığlıkları ve yangınlar, yıkılan yapıların çıtırtıları halkı korkutup
ümitlerinin yitirilmesine neden oldu. Herkes toplu bir yerde bulunmaya özen
gösteriyordu. Özellikle kadın ve çocuklar çığlıklar atarak, erkeklerini ve
sevgililerinin başka yerlere gitmelerine izin vermiyorlardı. Yangını canla
başla ateşi söndürmeye başladılar. Diğer taraftan yıkıntılar altında kalan
kişiler de çıkarılıp kurtarılmasına çaba harcanıyordu. Bunlar bizi yangından
ve ölümden kurtarın, diye haykırıyorlardı.”
Notlar:
Not 1) Dönemin en önemli Bursa kaynağı olan Bursa Kılavuzunda şu bilgiler
verilmektedir: “1271 yılının Cemazilahire’nin 11 Çarşamba günü (9 Şubat
1854) saat 9.00’da deprem olmuştur. Yer teprenmesinden sonra reji binasında
yangın çıkmış ve ta Tuzpazari’na kadar önüne gelen yapıyı kül etmiş”
(s.293). Ayrıca bk. Ahmet Cevdet Paşa, Tezakir, Cilt-I s.33-35)
Not 2) Avedis Berberyen (1798-1873, Badmutyun Hatotz İst. 1871, s. 594-595
Ermeni Klasik Tarihçisi), 1855 depremi ile ilgili şunları yazmıştır:
"Bursa'da müthiş deprem: camiler, türbeler, çarşılar ve hanlar gibi çok
sayıda yapılar harap oldu. Yıkıntılardan çıkan yangın, ahşap yapıları ve 3
bin kadar evi yaktı. Zarar ziyan 100 bin kese altın olarak tahmin
edilmektedir. Yıkıntılar altında 2 binden fazla insan yaşamlarını yitirdi.
Tepecik köyü yerle bir oldu, burada 48 kişi öldü” (Kevork Pamukçuyan,
"Bursa'da 1855 Yılı Büyük Depremi" Tarih ve Toplum C.VI (1986) s.
22-25).
İpekçilik Okulu
Bugün İpekçilik Caddesine ve semte adını, bu caddenin başında bulunan
İpekçilik Okulu vermiştir. İpekçilik Okulu, aynı adı taşıyan caddenin
başında, Eşrefiler Caddesiyle kesiştiği yerdedir.
İpekçilik binası, Fransa’da eğitim gören Kevork Torkomyan adlı bir
Ermeni’nin önderliğinde, 1893 yılında kurulmuştur. Bu okulun açılması ile
Bursa ve çevresinde ipekböceği üretimi büyük ölçüde artmıştır. Harir-i
dârü’t-tâlimi adını taşıyan okul, Düyûn-i Umumiye yönetimi tarafından 1880
yılında açılmıştır. İlk önce okul, Şehreküstü Mahallesinde, Kazzaz Ahmet
Muhtar Efendi’nin evinin istimlaki ile bu binada açılmıştı. Bir yıl sonra
bina yetmediği için Karaağaç Mahallesinde, Burdurluoğlu Fabrikatör Osman
Fevzi’nin genişçe bulunan evine nakledilerek orada faaliyete geçmişti (Yurtgüven,
1960: 17-18). Daha sonra da, bugün da aynı adla anılan okul yapılarak, 18
Ağustos 1893 tarihinde açılmıştır. 1930 yılında Düyûn-i Umumiye yönetiminin
kaldırılması üzerine okul ve bina da devletin eline geçmiştir. Okul, daha
sonra İlahiyat Fakültesi ve İmam Hatip Okulu olarak hizmet vermiştir. Bugün,
aynı okulun bahçesinde bakımsız bir durumdadır. Bir ara Bursa Borsası
tarafından onarım çalışmaları yapılmıştır. Bugün çok kötü durumda bulunan
yapı, restore edilmeyi bekliyor.
SETBAŞI KÖPRÜSÜ
Günümüzde Bursa’da en sağlam olarak bulunan tarihi köprülerden biridir.
Gökdere üzerinde bulunan köprünün, biri büyük diğeri ufak iki kemeri vardır.
Yapıldığı yıl ve yaptıranı bilinmeyen köprünün, Gele olarak tanınan Mustafa
oğlu Mehmet Çelebi'nin köprünün tamiri için vakıfları vardır. Üzeri,
Cumhuriyet devrine kadar ahşap idi. Yapılan onarımlarla ham köprü üzeri
genişletildi ve hem de betonla sağlamlaştırıldı. Diğer bölümleri orijinal
olarak varlığını sürdürmektedir.
Setbaşı’nda iki kilise olayı
1040/1630 yılına ait Bursa Kadı Sicil belgesinde Setbaşı’ndaki Ermeni
Kilisesi’nin yıkılma isteği
“Karaağaç Mahallesi demekle maruf mahallede iki cami mabeyninde
(arasında) Ermeni taifesi sonradan bir kilise ihdas edib (kurup) ehl-i
islamın evlad ve ezkarına mani olub ve zarar etmeleriyle, bundan akdem hadım
olmuş (terkedilmiş) iken tekrar bina ve tamir etmeleriyle vech-i meşruh
üzere ehl-i islama zarar olduğun bildirib, men ve ref olunmak babında emr-i
şerifim rica eyledikleri, ecelden ihdas olunduğu vaki ise sen üzerine varub
hadım olunmak emredib buyurdum ki, vusul bulundukta bu babda onat vech ile
mukayyed olub ve zikrolunan kilisenin üzerine varub ehl-i vukuf ve bigaraz
kimesnelerden tefahus edib göresin. Vechi meşruh üzere sonradan ihdas olub
Müslimanlara şer’an zararı mukarrer ise şer’ile hadmettirib şer’i şerife ve
emr-i hümayunuma muhalif iş ettirmeyesin.”
(Bursa Kadı Sicilleri, Defter 85, s.4)
1794 yılında Setbaşı’ndaki Ermeni Kilisesi, bir grup
kadın tarafından yıkıldı
1208/1794 yılı Ramazan ayının 28. günü, bini aşkın Bursalı kadın,
Setbaşı’nda tamir edilen bir Ermeni kilisesinin izin verilenden çok yüksek
bir şekilde, altı kubbe üzerine yapılması nedeniyle yağmurun yağmamasını
gerekçe göstererek ayaklanmışlar(1). Hoca Kadın’ın önderliğinde kadınlar
kiliseyi yıkmışlar. Kendilerini engellemeye çalışanları da yaralamışlardır.
Bu olaydan bir yıl sonra yine bir grup Bursalı kadının gayrimüslimlerin
satmak için pazara getirdiği soğan, sarımsak vs. gibi malları talan ve yağma
etmişler. Bununla da yetinmeyerek, Mahkeme-i Suğraya (küçük) gidip, şeriata
aykırı işler yaptıkları, daha sonra da Mahkeme-i Kübraya gidip, kadı ve
maiyeti hazır oldukları halde mahkemedeki herkese sövüp saydıkları ve
hakarette bulundukları görülmüştür (Kütük, II-359-360).
Notlar
Not 1) 1793 yılında Ramazan'da Bursa'ya giden vaizler kilise yapılırsa
yağmur yağmaz sözlerini söylediklerinden Bursa'da Ermeni Kilisesi'nin
yakıldığı ve tamirine gizlice ruhsat veren hakim-i beldenin azlolunup tedib
edildiği hakkındaki belge için bk. (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, HAT, Dosya:
208, Göm: 11030). Ermeni kilisesini yıkıp-yakanların tedibi hakkındaki belge
için bk. (BOA, HAT, Dosya: 206, Göm: 10812) “Bursa'da muhterik olan mahud
kilise maddesinden dolayı tedib ve nefyolunanlar (sürgün edilenler) ve
tamirine ruhsat verildiği takdirde ekid ve şedid emr-i âli isdariyle beraber
silâhşorlardan Numan Bey'in nazır tayini hakkında” belge için bk. (BOA, HAT,
Dosya: 180, Göm: 8181)
Setbaşı’nda “İş ve İşçi Bulma Kurumu”
Osmanlı döneminde Bursalı esnafın her hangi bir sorununda, onların
temsilcileri olan kethüda ve şeyhleri aracılığı ile girişimlerde bulunurdu.
Ayrıca esnafların ortak bir kasası vardı. Bursa'da dokuma esnafının şeyhi,
yiğitbaşısı ile birlikte bir ‘ehlihibre'si vardı. Esnaf arasındaki disiplin
ve düzeni bunlar sağlardı. 1622 tarihli bir belgeye göre Setbaşı'nda bulunan
bir büro, İş Bulma Kurumu gibi çalışmakta idi (Fahri Dalsar, Uludağ Der,
1942, s.42-3, s.12-15). Bu büroda her cumartesi günü işçiler ve tezgah
sahipleri toplanır, kime işçi gerekli ise, ehlihibre aracılığı ile buradan
sağlardı. Ancak, burada sanatında yetişmeyen kişilere iş verilmezdi.
Ehlihibreler de, işçi ve işverene kefil olurdu (BKS. 236, s.26;
Yücelt, 1938: 17, 31).
Bir Sufi’nin Setbaşı Meyhanesi’nde gördükleri
1890 yılında, Setbaşı meyhanelerine ilk kez giden dindar bir Bursalı, “Bir
Sufi” imzalı yazısıyla, bu tarihteki bir Setbaşı meyhanesinin fotoğrafını
bize veriyor:
“Alem-i ab” denilen ve bizim işret dediğimiz (yere), çok merak
ettiğim için gittim. Geçen akşam, Sedbaşı’ndaki bir gazinoya gelmiş olan
Arab sazendeleri dinlemek için gitmiştim. Vakit henüz erken olduğundan,
arkadaşımla beraber güzelce dinlerken, akşamcılar gazinonun bahçesini
bastılar. Çevremize kurulan masalara oturdular. Bunların önlerinde kırmızı
renge boyanmış birer teneke kutular içinde, su içine konulmuş birer şişe
rakı ve hiç görmediğim deniz mahsulatından vs.den oluşan bir takım
adabe bulunuyordu ki, bunlara “meze” tâbir ettiklerini arkadaşım haber
verdi. Müşteri aldatmak için teneke kutulara konulan suları temin-i
maslahatı kâfi olmamış olmalıdır ki, o sırada her masa başında bulunanlar
meyhaneciden kar istemeğe başladılar. Meyhaneci o emre uyarak (hemen) karcı
geldi.
Dikkat ettim, gelen kar tahminen 7-8 okka vardı. Şüphesiz bu âlemin
müdâvimlerinin ahlakını veyahut sarhoşların ‘âlem-i ab’da olan semahatlarını
(iyiliklerini) bilenlerden olmalıdır ki karcı, okkası 10 paraya
satılan karın dirhemini 10 paraya denilebilecek derecede malını satmaya
başladı. Yavaş yavaş şişeler boşanıp tekrar dolmağa ve en doğrusu akıl ve
efham zâil olmağa (zihinler açılmaya) başlayınca, her masa başında
tuhaf tuhaf sohbetler işitilmeye başlandı. Bazı taraftan akvâl-i
müstehcanenin niza ettiğini (müstehcen sözler söylendiğini) görmekle,
mecburen şu âlem-i müteessifeyi (üzüntü dünyasını) terke mecbur
oldum. Asıl tuhaflık şurasıdır ki, tezgah başına, yani hesap görülecek yere
geldiğinde elinde, her iki tarafı hesaplarla dolmuş bir plaka tutuyordu.
“Hesap ne kadar dedim”
Yazılı tahtayı evirdi-çevirdi, sonra ismimi sordu. Buna dair bir işaret
göremeyince adeta hiddetlice garsonları çağırdı. Bunlardan biri, benim
sadece bir kahve içtiğimi öğrenince meyhanecinin hiddeti görülmeliydi.
-Efendi benimle eğleniyor musunuz? Madem ki bir kahve içecektiniz, ....
Allah bunları islah etsin, amin.” (Bursa gazetesi, Sayı 30, 13 Haziran
1307/1308/1891)