Bursa Arşivi






 

                 Bursa'da Kentleşmenin Tarihsel Göçü

                                                                                          Alper Can 

      İki noktadan bir doğru geçer. Konu Bursa’da kentleşmenin tarihsel göçü olunca üçüncü noktadan da yine aynı doğru geçiyor.

    İlk noktamız MÖ 5000. Buzul çağının sona ermesinden sonra insanlar mağaralarından çıkıp sabit yerleşkeler kurmaya başladılar. Toprakla yeni  tanışmış olan, tarımı henüz icat etmiş olan insan soyu için Anadolumuz ve Bursa  o dönemlerde gözde bir yerleşim yeriydi. Günümüzden 7000 yıl önce yerleşim için şehrimizin en gözde bölgesi doğu  kesimiydi. Yazının bulunmasından önceki bu dönemlere ait yerleşimlerin çoğu Yenişehir  ve İznik ilçelerimizin sınırlarındaki höyüklerdir. Bu olgunun nedenini düşündüğümüzde akla ilk olarak o dönemlerde boğazlar üzerinden sürmekte olan yoğun insan göçü geliyor. O dönemde insan nüfusu henüz az ve ortalık hala yeterince tehlikeli. Dolayısıyla göç yolu üzerinde bulunan ilk uygun yere yerleşiliyordu herhalde. Henüz birbiriyle savaşacak kadar insan olmadığı için bölge seçiminde savunma ihtiyacı ön planda değil.

    İkinci noktamız Ortaçağ. Bizans ve Osmanlı yerleşimlerini bu kapsamda ele alalım. Dönemin değişmesiyle birlikte insan ihtiyaçları ve yaşama tarzı da değişti elbette. Deniz, çok kullanılan bir ulaşım yolu oldu. Yeni yerleşimler hem denize yakın, hem de denizden gelecek saldırılara karşı güvenli bir mesafede olmalıydı. Şehrimizin doğu tarafları denize biraz uzak kaldığı için gözden düştü. Şu anki kent merkezimizin olduğu yer ve Tophane tepesi ihtiyaçlara en uygun yerdi. Bu yüzden hem Bizans hem de Osmanlı kent merkezi olarak burayı seçti. Bu dönemde günümüzdekine benzer bir kent yaşamından söz edilebilir. Güvenlik  için merkezden fazla uzaklaşamayan, gereksinimleri için merkezdeki esnaf ve zanaatkarlara bağımlı bir kent  yaşamı bu.

      Son noktamız bugün. Günümüzde şehrimizde yeni kurulan yerleşimlerin çoğu batı kesiminde. Yerleşim yeri seçerken güvenlik artık düşünülmesi gereken bir konu değil.  Merkezdeki sosyal ve ticari hayattan uzak kalmamak gelişmiş ulaşım araçlarıyla mümkün. Tabi ki yerleşimlerin neden batıya kaydığı hakkında son sözü kent plancılarına bırakmak  gerekir.

       İlk iki noktamızı birleştirdiğimizde doğudan batıya giden bir doğru elde ettik. Tesadüf ki üçüncü nokta da bu doğrunun devamında kaldı. Anadolu anakarasının tektonik hareketlerle bütün olarak batıya kayması gibi şehrimiz de  ağır ilerleyen bir canlı gibi batıya kayıyor.

    Kentleşmeye bir de teknik açıdan bakalım. 2004 Martının sonlarında Erzurum’da  meydana gelen 5.1 ölçeğindeki depremde 9 kişi öldü. Günümüz Anadoluluları 4.5 milyar yaşındaki dünyamızın deprem gerçeğini görmezden gelip evlerini kerpiç kullanarak  geleneksel usullerle yapıyor ve gönül rahatlığıyla içine girip uyuyabiliyorlar. Günümüzden 7000 yıl önce de Bursa’da yaşayanlar, ama bu kez, başka bir teknik bilmedikleri için, aynı usul ile kerpiç evlerde  yaşıyorlar ve doğanın felaket saati geldiğinde evlerinin içinde can veriyorlardı. Geçen 7000 sene kırsal kesimde ev yapım tekniğinde pek fazla şey değiştirmemiş gibi. Zamanın geçmesine bakarak  o zamanın insanından daha ileride olduğumuz söylenebilir mi? Ölüm şeklimizi kendimiz belirliyor ve aynı şekilde can veriyoruz.

     Medeniyetin kuruluşundan günümüze üzerinde yaşadığımız topraklar pek çok ulusa vatan oldu. Bunlardan bazıları zamanının çok ileri devletleriydiler, diğer alanlarda olduğu gibi bayındırlık alanında da önemli ilerlemeleri, büyük eseleri meydana getirmişlerdi. Eğer uygarlaşma, insan türünün geçmişteki başarılarını alıp onları daha da ilerletmek ise, bu zincir verdiğimiz örnekte sekteye uğramış görünüyor. Oysa ki bu topraklar, kurulan kenti araziye uygun kurma yönteminin bulucusunu yetiştirmiştir. Bulduğu yöntem günümüzün süper gücü kabul edilen ABD’de hala kullanılmaktadır. Öyle ki, Amerikalılar bu yöntemi  taklit etmekle kalmıyorlar, kurdukları şehirlere de taklit ettikler Anadolu kentlerinin isimlerini veriyorlar :Philadephia, Manisa yakınlarında antik çağdan kalma bir yerleşim. Fransızlar ise, mamur başkentlerine Kaz dağlarının efsanevi çobanı Paris’in adını vermişler.

         İnsan türünün geçmişinin muhasebesini yapanlar mamur ve refah içinde, yapmayanlar  ise kerpice bağımlı.